Ateşin İki Yüzü

9. BÖLÜM - Taht Hırsızı

Yazar:

Ateşin İki Yüzü - İrem Özgün kitap kapağı
Ateşin İki Yüzü kitap kapağı

İnsanlar özgürlüğü gökyüzü gibi görürler; açık havada koşup dans edebilecekleri, kimsenin onlara karışamayacağı bir hayat sanırlar. Oysa benim özgürlük düşüncem bir zindanda, bir tahtta, bir savaşta ya da bir nehirde bile var olabiliyordu. Benim için özgürlük; düşünebildiğim, sabrettiğim ve gücümü artırabildiğim her yerdi. Özgürlük, isteklerimin gerçekleşmesi ve gerekirse ölümdü. Bu hücrenin rutubetli ve paslı kokusu genzimi yakarken, belli aralıklarla düşen su damlalarının sesi kulağıma bir savaş stratejisinin planlarını fısıldıyor gibiydi. Dakikalar saatlere, saatler günlere ulaştığında sessizlikten başka arkadaşım kalmamıştı. Sadece buradan çıkmanın yolunu planlıyordum. Omzum sızladığında enfeksiyonun yayıldığını biliyordum; vücudum titrerken parmaklarımın morluğu artık yeşil bir renk almıştı. Adım seslerini duyunca başımı yasladığım nemli taş zeminden kaldırdım. Zincirlerim gürültüyle birbirine çarparken, yaklaşan kişinin nefesinden onun bir erkek olduğunu anladım. Üzerime bir gölge düştüğünde başımı çevirip baktım. Valen! Kaşlarım istemsizce çatıldı. Leo’nun ailesine yaptıklarını hatırladım; tam bir seri katil gibi duruyordu. Yüzündeki yaranın derinliği, kemikli çene yapısı ve o korkutucu gözleri üzerimde gezindi. Ona baktım ve sırıttım. “Seni öldürmemek için kendimi çok zor tutuyorum,” dedi, kelimeleri yüzüme tükürürcesine. “Durma, öldür!” Bakışlarımı en sert haliyle ona diktim. “Söz verdim.” Sanki görünmez bir zincir onu dizginliyordu. Kendini durdurmak için harcadığı çaba tüm vücudunu kasmıştı. “Sözlerinin arkasında durur musun Valen?” diye sordum, sesimdeki dalgacı tonu gizlemeden. “Kral’ın sözü dışında hayır!” diyerek başını iki yana salladı. “Desene sen de Kralın piçlerindensin.” Gözlerimi ondan kaçırdığım anda ellerini büyük bir hınçla demir parmaklıklara vurdu. “Seni gebertirim!” diye kükredi. Zorlanarak da olsa ayağa kalktım. Tam karşısında, aramızda sadece o soğuk demirler varken durdum. “Sen zavallı birisin.” Demirleri öyle bir sıktı ki, parmak boğumları bembeyaz kesildi. Gözleri öfkeden kan çanağına dönmüştü. “Zavallı gözüken sensin!” dedi bir anda. Az önceki öfkesini ustaca gizleyip ellerini serbest bıraktı, maskesini geri takmıştı. “Seni ben değil, abim öldürecek!” “Abin beni öldürmeyi becerememişti,” dedim ve alayla sırıtıp onu baştan aşağı süzdüm. Bu öyle bir süzmeydi ki, bakışlarıyla beni resmen aşağılamıştı. “Kendine ölüm beğen, uğursuz!” dedi ve arkasına bile bakmadan zindanlardan çıktı. Kendini beğenmiş piç! Başımı iki yana sallayıp olduğum yere çömeldim, sırtımı zindanın soğuk taş duvarına dayadım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum; zaman burada bir anlam ifade etmiyordu. Bir gürültüyle zindanın ana kapısının açıldığını duydum. Bakışlarım anında demir parmaklıklara kaydı. Gelen Arven’di. Göğsü hızla inip kalkıyor, elleri sımsıkı bir yumruk halindeydi. Çenesini öyle bir sıkmıştı ki yüzündeki her kas gerilmişti; gözlerini bir an bile kırpmadan bana bakıyordu. Saçları dağılmış, o her zaman taşıdığı görkemli tacı başından gitmişti. Üzerindeki siyah, pahalı ipekten pantolonu ve yakası açılmış gömleğiyle, sanki büyük bir sinir krizi geçirmiş de soluğu burada almış gibi bir hali vardı. Ona bakmamak için başımı önüme çevirdim. Dirseklerimi dizlerime dayayıp ellerimi serbestçe öne bıraktım; bitkindim ama teslim olmamıştım. “Aç şu kapıyı!” Sesi, zindanın taş duvarlarında yankılanan sert ve kalın bir emir gibi çıktı. Kapının açılma sesini ayak sesleri izledi. Tam önümde, bir kese altınla bile alınamayacak kadar değerli olan ayakkabıları durdu. O nefesini dizginlemeye çalışırken, ben ona bakma gayretinde bile bulunmuyordum. Birden kollarımı kavradı. Tek bir hamleyle beni yerden kaldırdığında gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Beni öyle bir kaldırmıştı ki, ayaklarım yere değmiyordu. Yüzlerimiz aynı hizadaydı. Dağılmış saçları alnına düşmüş, gözleri adeta ateş saçıyordu. Kollarımı öyle bir sıkıyordu ki, canımın acısıyla yüzümü buruşturdum. Enfeksiyonlu omzum bu ani hareketle beraber yeniden zonklamaya başlamıştı. “Bilerek…

Bölümün tamamını WritePad'de oku