Ateşin İki Yüzü

8. BÖLÜM - Kafesteki Kraliçe

Yazar:

Ateşin İki Yüzü - İrem Özgün kitap kapağı
Ateşin İki Yüzü kitap kapağı

Zihnimdeki sis dağılıyordu ama her yer hala bulanıktı. Kulaklarımda uğuldayan sesler netleşmeye başladı. “Onu Kral’a götürmeliyiz.” Gözlerimi odakladığımda kendimi bir kafesin içinde buldum. Taş duvarlı, soğuk bir odadaydım. Ellerim arkamdan öyle bir bağlanmıştı ki parmaklarımı bile oynatamıyordum. Belli ki gücümden korkuyorlardı. O an bir ateş parlatacak dermanım zaten yoktu. Başımı kaldırdığımda Lord Frank ile göz göze geldim. Bakışları üzerime kilitlenmişti. Yanındaki yaveri susup bana doğru döndü. Zorlukla doğrularak sırtımı kafesin demirlerine yasladım. Dudaklarım susuzluktan kurumuştu. Burası, kemerli tavanları ve loş ışığıyla bir konsey odasını andırıyordu. Baş köşede işlenmiş taş bir taht ve etrafa dağılmış ağır sandalyeler vardı. Bir zamanlar buranın bir eğitim salonu olduğu belliydi. “Demek uyandın,” dedi Lord Frank alayla. Cevap vermedim. Dudaklarımı ıslatıp bakışlarımı omzuma çevirdim. Bir okla vurulmuştum; yaramın üzerine kaba bir bez sarılmıştı ama kumaş çoktan kana bulanmıştı. Belli ki sadece ölmemi engelleyecek kadar özen göstermişlerdi. “Beni derhal bırakmanızı emrediyorum, yoksa...” Lafım, odada yankılanan küstah bir kahkahayla kesildi. “Yoksa ne? Bizi yakıp kül mü edeceksin?” Frank’in alaycı sesi sinirlerimi bozsa da ona istediği tepkiyi vermedim. Bakışlarımı dar pencereden dışarıya çevirdim. Ter ve kandan birbirine girmiş saçlarım yüzüme yapışmıştı. “Efendim, onun burada kalması hepimizin hayatını riske atıyor.” Yaverin sesindeki titreme, odadaki gerginliği ele veriyordu. “Kral’a ulak gönderdim,” dedi Lord Frank, sesi mermer duvarda yankılanırken. “Cevap gelene kadar beklemek zorundayız.” Tahminimce bu taş kuledeki üçüncü saatimdi. Dar pencerenin dışından, gökyüzünde dönen kartalların kanat seslerini duyabiliyordum. Kuleden kuş uçurtmayacak kadar sıkı bir tedbir alınmıştı. “Peki ya ordusu?” diye ısrar etti adam. “Onun burada olduğunu öğrendiklerinde ne yapacağız?” Lord Frank bu kez öfkeyle patladı: “Lideri olmayan bir ordu, başı kesilmiş bir yılandan farksızdır! Sence bizimle savaşabilirler mi? Köşeye sıkışmış durumdalar, ellerinde doğru düzgün kılıç bile yok.” Bana doğru dönüp küçümseyen bir tavırla parmağını salladı. “Baksana şuna! Kraliçeleri ordusunu bırakıp kaçmışken, hangi asker onun peşinden gelmeye cesaret eder? Kraldan emir gelsin, sadece onu değil, geride kalanların hepsini bu topraklardan sileceğim.” Yaveri onaylarcasına başını eğdiği sırada kapı sertçe çalındı. İçeri giren kız, karnıma o hain tekmeyi atan kişiydi. Kahverengi gözlerinde hâlâ beni oracıkta öldürmek isteyen bir nefret vardı. Lord’un önünde hafifçe eğilip söze girdi: “Lordum, haber kartalı döndü. Kral, esirin derhal saraya getirilmesini emrediyor.” Elindeki mühürlü parşömeni uzattı. Lord Frank notu okuduktan sonra bakışlarını üzerime dikti. Bu kez gözlerinde alay değil, soğuk bir ciddiyet vardı. “Hemen bütün kartal binicilerini hazırlayın. Güçlü bir kervan kurulsun. Vakit kaybetmeden bu yaratığı Kral’a götürüyoruz.” Öfkeden dişlerimi sıktım, görüşüm karardı. Omzumdaki yaranın sancısını bir kenara itip kafesin demirlerine doğru atıldım. “Yaratık diyen o dilini, kendi kartallarına yem edeceğim!” diye tısladım. Dudağı küstahça yukarı kıvrıldı. “Bunun için önce gerçek bir Kraliçe olman gerekir zavallı,” diye dalga geçtiğinde öfkeden burnumdan soludum. Yerime geri çekildiğimde ona yapacağım türlü işkenceleri hayal ettim. Yaratık ha! Görecekti o yaratığı. Çok geçmeden bir grup eğitimli asker odaya girdi. Beni kafesle birlikte alıp kaleden çıkardılar. Kalenin görkemli mimarisinden sonra şehri gördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim. Kartalgöz, estetiğin ve gücün birleştiği bir şehirdi. Taş evlerin duvarları bile ışıl ışıl, tertemizdi; çatılar ise deniz mavisi kiremitlerle kaplıydı. Şehrin içinden geçen kemerli taş köprüler ve göğe yükselen binalar büyüleyiciydi. İnsanların bir kısmı üzerlerinde uzun ceketler, ellerinde kitaplarla ağırbaşlı bir şekilde ilerliyor, bir kısmı ise yüzlerini gizleyen siyah pelerinlerle sessizce gölgelerden süzülüy…

Bölümün tamamını WritePad'de oku