Ateşin İki Yüzü

3. BÖLÜM - Kan Ve Alev

Yazar:

Ateşin İki Yüzü - İrem Özgün kitap kapağı
Ateşin İki Yüzü kitap kapağı

Günler geçmişti Ayvar kalesini aldıktan sonra. Kış gelmiş her yer de dondurucu soğukluk vardı. Askerlerim savaş talimi yapamıyor eğitimlerini tamamlayamıyorlardı. Kalenin iç dizaynı komple değiştirilmiş ayı sembollü bayraklar Anka kuşu bayrakları ile değiştirilmişti. Kurt postundan pelerinimi omuzlarıma çekip, odamın ayaz vuran balkonuna çıktım. Aşağıdaki avluda devriye gezen askerlerimin hali içler acısıydı; burun uçları soğuktan morarmış, kirpikleri ise soludukları havadan donan kırağıyla beyaza kesmişti. Adeta buzdan yontulmuş heykeller gibi ağır adımlarla hareket ediyorlardı. Arkamda zeminin hafifçe gıcırdadığını duydum. Adımlarından tanıyordum onu: Hansa. Yüzümü dönmeden, "Gel Hansa," dedim. Sesi rüzgarın uğultusuna karışsa da geldiğini biliyordum. Yanımda durduğunda, üzerine geçirdiği kalın katların bile onu titremekten kurtaramadığını fark ettim. Bakışlarını benden kaçırıyor, parmaklarıyla oynuyordu. "Odunluğun kapısı rüzgara dayanamayıp kırılmış," dedi sesi titreyerek. "Bütün yakacak odunlar karın altında kaldı, hepsi sırılsıklam. Kale... kale çok soğuk." Gözlerimi sıkıca yumdum. Ciğerlerime çektiğim buz gibi havayı ağır bir buhar bulutu halinde dışarı bıraktıktan sonra tekrar açtım. "Askerler geceden beri aralıksız nöbette," dedim otoriter bir sesle. "Bundan sonra devriyeler dönüşümlü olacak. Kimsenin bu soğukta donup ölmesine izin veremem." Hansa, onaylarcasına başını salladı ama endişesi geçmemişti. "Askerler talim yapamıyor. Kılıç tutan elleri uyuşuyor. Kendimizi geliştirmek zorundayız ama bu kış bizi buna mahkum ediyor." O sırada odanın kapısı bir kez daha gıcırtıyla açıldı. Ramien içeri girip balkona, yanımıza doğru adımladı. Ellerini saygıyla önünde birleştirdiğinde, parmaklarının hafifçe titrediğini gördüm. Gözlerindeki o tanıdık ifade yine oradaydı: Saf bir korku. “Ronya!” diye seslendi, sesi kış rüzgarını yırtan bir inançla yankılandı. “Sen Anka’sın! Ateşin kızı, küllerinden doğan o büyük ruhsun! Ayvar Kalesi’ni esir alan bu buzları ancak sen eritebilirsin.” Sözleri havada asılı kalırken kaşlarım sorgularcasına çatıldı. Bakışlarımı avludaki donmuş topraktan çekip babama, Ramien’e çevirdim. Gözlerinde korkuyla karışık bir umut vardı. “Ramien?” dedim, sesimdeki şüpheyi gizleyemeyerek. “Bu nasıl mümkün olabilir? Ben sadece bir savaşçıyım.” “Savaş alanında o son nefesini verip yeniden doğduğunda, sadece canını geri almadın Ronya; kadim bir gücü uyandırdın. Atalarımızın efsanelerini hatırla... Kışı yaza, buzu kora çevirenlerin kanı damarlarında akıyor. Bunu yapabilirsin. Yapmalısın.” Ramien’in sözleri zihnimde fırtınalar kopardı. Derin bir sessizliğe gömüldüm. Bakışlarım avuç içlerime kaydı. Bir efsanenin yükü omuzlarıma binmişti ama içerideki o yakıcı gerçeği sadece ben biliyordum: Evet, içimde bir ateş vardı. Ama ben daha bu ateşi nasıl harlayacağımı bile bilmezken, koca bir kaleyi nasıl ısıtabilirdim? Gücüm, parmaklarımın ucunda dizginleyemediğim vahşi bir at gibi şahlanıyordu; onu serbest bırakırsam karları mı eritirdim, yoksa kaleyi mi yakardım? Bakışlarım, balkonun mermerlerine düşen kar tanelerinde asılı kaldı ama zihnim çok uzaklara, o duman altı geceye savrulmuştu. Henüz yedi yaşındaydım. Anka’nın ruhu içimde ilk kez kıvılcımlandığında, kasaba halkı kapımıza dayanmıştı. Babam rızkımız için uzaktayken, onlar beni "öldürmek" için gelmişlerdi. Annem... O iyilik timsali kadın, beni korumak için göğsünü siper etmişti. Kasabanın ortasında, nefret dolu gözlerin önünde hançerler ve oklar vücuduna saplanırken bile beni bırakmamıştı. Ben o an sadece korkan ve ağlayan küçük bir kızdım; sonra beni de öldürdüler. Ama ruhum huzur bulmadı. Annemin acısı, benim ölümümden daha ağır gelmişti. İşte o an yeniden doğdum. Etrafımızı saran devasa bir ateş çemberi, cellatları uzak tutarken annemin kollarındaydım. Ağzından sızan kanlar karların üzerine damlıyordu. Ömrü boyunca karıncayı bile incitmeyen o kadın, son nefesinde gözlerimin içine bakarak o zehirli vasiyeti fısıldamıştı: “Herkesi öldür! Herkesi yok et! Ve bu dünyayı s…

Bölümün tamamını WritePad'de oku