2. BÖLÜM - Yükselen Ateş
Yazar: İrem Özgün

_______________________ Damarlarımda akan kanım öyle hareketliydi ama ki her akışını hissediyordum nefeslerim düzensizdi. İçimde kontrolünü kaybettiğim bir güç vardı. Güçlerim artmıştı. Her ölüm ve her doğuş güçlerimi arttırıyordu. Çok küçüktüm... İlk defa öldüğümde kocaman bir kasabayı küle çevirmiştim. Varlıklarını silmem gerekiyordu . Hepsi ölmeliydi. Kaçmayı başarmış olmaları öfkeden gözümü döndürmüştü. Hırsla Çadırlara doğru yürüyordum. Ramien, öfkeyle. "Ronya! Ölmemeliydin. Delirdin mi? Ya gerçekten ölseydin." Öfkeyle soluyup arkamı döndüm. Tüm yol boyunca peşimi bırakmamıştı. "Nefesini sonsuza dek kesmem gerekiyordu. Ramien!" Göğsüm inip kalkıyordu. Ramien'in bakışları dağıldı, ! Beni kaybetmek istemiyordu. Ya da Anka soyunun bitmesini istemiyordu. Yüzüne baktım. Kanlar içindeydi elmacık kemiğinde ufak bir sıttığı vardı. Zırhı onu daha çok irileştirmişti. Yeşil gözleri koyulaşmış ve öfkeliydi. "Eğer dönüşmeseydim hepimiz yok olacaktık! Ejderhayı görmedin mi? Askerlerimiz diri diri yandı!" Diye bağırdım. Önüme dönüp hızlı adımlarla senelerdir kaldığım çadıra girdim. Gözlerim karardı ne gördüysem devirdim. Bağırdım. O Kral'a haddini göstermeliydim. Zafer kazanmıştık ama içimde tuhaf bir uğultu öfke vardı. Sanki savaşı kazanamamış gibi, sadece içime taşınmıştı. Savaş henüz kan kokusunu yeni tanıyordu. Bu sadece başlangıçtı. Çadırın perdesi sertçe aralandı. Hugo içeri girdi. İçeri dolan soğuk hava bile onunla birlikte dizildi. Dik durdu, başını eğer selamladı. "Ronya... bilgilendirme için geldim." Nefesimi belli etmeden yavaşça içime çektim. Ellerimi arkamda birleştirdim. Çadırın içinde yanan tek kandilin ışığı gölgemi uzatıyordu. "Konuş." Hugo'nun bakışları bir anlığına yere kaydı. "On sekiz bin kişiyle çıktık." Sesi boğuklaştı. "Üç bin altı yüz savaşçı... son nefesini verirken sancağı bırakmadı. Bin beşyiz yaralı var. Emirlerini bekliyorlar." Çadırın içi bir an sessizleşti sanki rakamlar havada asılı kaldı. Üç bin altı yüz. Gözlerimi kapatmadım. Kırpmadım. "Yaralıların her biriyle ayrı ayrı ilenilsin," dedim. Sesim ne yükseldi ne titredi. "Hiçbiri kaderine terk edilmeyecek." Sırtımı döndüm. Soğuk, zırhın altından kemiklerime işliyordu. "Bu ordu yetersiz değil," Dedim daha alçak bir sesle. "Ama büyüyecek. Kül verdik... şimdi çoğalacağız." Akan her damlanın hesabı sorulacak. Yeminimdir. Bakışlarım ondan kaymadı. Soğuk artık üşütmüyordu. Hugo bir adım geri çekildi. Gün ağırdı. Uykusuzluk göz kapaklarıma çökmüştü. Ayı kürkümü omuzuma attım. Çadırdan çıktım. Soğuk yüzümü ezdi. Kar yağıyordu. Şifa çadırına doğru yürüdüm. İnleme sesleri çadırın içini dolduruyordu. Deriler yanık yerlerden çekilmişti. Ramien'i gördüm. Geceden beridir ayaktaydı. Sakalına kan bürümüştü. Saçları dağılmıştı. Kürkümü çıkarttığım gibi hemen önüme gelen bir yaralıya gittim. "İyi misin?" Diye sorarken onu kontrol ediyordum. Saçları seyrekleşmiş kafasında yanık olan yerler katman oluşturmuştu. Çenemi sıktım. Hissizleştim. Kolu kırılmıştı ve acıyla sayıklıyordu. Titreyerek cevap verdi. "acıyor!" Dedi Tek söz ama içinde acı barındırıyordu. Güçlü gözükmeye çalışıyordu ama bedeni sesi aksini gösteriyordu. Hemen otlarla yapılan karışımı yanık olan yaralarına sürmeye başladım. Yaraya dokunduğumda deri titredi. Avucumun altı ısındı. Ramien başını kaldırdı, bakışları an fazla uzun sürdü. Kaç saat geçti bilmiyordum ama o kadar yaralı vardı ki hepsiyle ilgilenmek istiyordum. Karnı yarılan vardı. Kolu kopan. Yanıktan kör olan. Yanık kokusu düşüncelerimi dağıttı. İçimdeki ateş kıvılcım bulmuştu. Çadırın içinde üzerine bez örtülmüş adam kıpırdandı. Uyanıyordu. Bilinci yerine geldiğinde acıyla haykırdı. Ramien ile bakışıp hemen başına koştuk. Ramien bezi kaldırdığında çenem kitlendi. Bacağı erimişti. "Bacağının kesilmesi lazım." Diye seslendi Ramien. Kontrolümü kaybetmiştim. Gözlerim yarasından alamıyordum. Nefesim düzensizleşti. Avuç içim ısındı. Elim bacağına gittiğinde Adam daha çok bağırdı. Ramien'in bakışı yüzümde takılı kaldı. Elimin altındaki eriyen et daha çok…