17. BÖLÜM -
Yazar: İrem Özgün

17. BÖLÜM - Tahtın Fethi 6 Ay Önce Kemiklerim sızlıyor, üzerine uzandığım yatağın sertliği bedenimi bir işkence aleti gibi dövüyordu. Zihnim huzursuzlukla çalkalanırken, başımı yavaşça çevirdiğimde Ramien’in delici bakışlarının üzerimde olduğunu fark ettim. Gecenin zifiri karanlığında, barakamızın tahta duvarlarını zorlayan uğultulu rüzgârın ve uzaklardan gelen kuş seslerinin haricinde derin bir sessizlik hakimdi. Ahşap yapının aralıklarından sızan soğuk hava, içerideki o kasvetli havayı daha da keskinleştiriyordu. Ramien, şefkat dolu bir nazarla bana bakarak ellerini ellerimin üzerine kapattı. "Acı çektiğini biliyorum," diye fısıldadı sesi, gecenin uğultusunu bastıran bir merhametle. Saray zindanlarının o kanlı pençesinden kurtuluşumun üzerinden henüz iki gün geçmişti. "İyileşiyorum," dedim; sesim, boğazımdaki kurulukla birlikte bir gölge gibi zayıflamıştı. Doğrulmaya çalıştığım her an bedenimdeki yaralar çığlık atıyor, Ramien ise nazik dokunuşlarıyla sırtıma bir yastık yerleştirerek bana destek oluyordu. "Konuşmamız gerek, Ramien," dedim. Nefesim, sanki ciğerlerimdeki dumanın bir kalıntısı gibi eksik kalıyordu. Ramien, ahşap sandalyeye yaslandı ve o tanıdık yeşil hareleri, bir fırtına öncesindeki dinginlik gibi ciddileşti. "Aklını kurcalayan nedir?" diye sordu, merakı bakışlarından okunuyordu. "Senden bir şey isteyeceğim ve bu isteğimi kimseyle paylaşmayacağına yemin etmeni istiyorum," dedim. Sözcükler dudaklarımdan dökülürken, her biri ağır bir yük gibi göğsüme oturuyordu. "Ne istiyorsun, Ronya?" Bakışlarımı bir an bile kaçırmadan, o buz gibi kesinlikle fısıldadım: "Bana ihanet etmeni istiyorum, Baba." Sözlerim barakanın duvarlarına çarptıktan sonra odanın içine sarsıcı bir sessizlik bıraktı. Ramien’in gözleri hayretle irileşmiş, dudakları telaffuz edemediği kelimelerin ağırlığıyla aralanmıştı. Zihninin derinliklerinde ne dediğimi kavramaya, bu imkansız isteğin altında yatan manayı çözmeye çalışıyordu. Kekelemeye başladı, sesi bir anlık bir çöküşün eşiğindeydi: "N-ne dediğinin farkında mısın?" "Ne dediğimin gayet farkındayım, Ramien," dedim, kelimeleri tek bir nefeste, bir hüküm verir gibi zikrederek. "Bana ihanet etmeni istiyorum. Beni zayıf, tek başıma ve savunmasız bırakmanı istiyorum." "Sana asla ihanet etmem!" diye gürledi; sesi, barakanın duvarlarında yankılanan sarsılmaz bir yemindi. Yüzüme hafif, acı bir tebessüm yerleşti. "Biliyorum, Baba. İşte bu yüzden, herkesin buna inanmasını sağlamalıyız." Zihnini kurcalayan şüpheler yerini, bir komutanın hesapçı dikkatine bırakmıştı. "Zindan, bana sadece karanlığı öğretmedi; orada, sessizliğin içinde düşünmek için çok vaktim oldu," diye devam ettim, sesimdeki buz gibi soğukkanlılıkla. "Birkaç gün sonra Lord Ganzalo’nun yanına gideceğiz. Silahları teslim alırken sendeki o değişimi, o hırsı herkes görmeli. Öylesine kusursuz bir oyun oynamalıyız ki, Hugo ve Hansa dahi bu ihanetin gerçekliğinden şüphe duymamalı. Senin, taht üzerinde gözü olan hırslı bir adam gibi, benim arkamdan kuyumu kazdığına inanmalılar. Ordumun içindeki en sadık komutanları yanına alıp Ayvar Tepesi’ne çekileceksin. Lord Ganzalo o kadim aletleri dökerse, onları da alıp gözden kaybolacaksın. Kimse, bana ihanet ettiğini sandığı o anın aslında asıl zaferimizin başlangıcı olduğunu bilmemeli." Gözlerimi kısıp devam ettim: "Kartalgöze öyle bir darbe indireceksin ki, bir daha toparlanıp savaşa katılacak mecalleri kalmayacak. Onları tamamen yok etme; sadece öyle bir yarala ki, bir daha ayağa kalkamasınlar." Ramien’in gergin kaşları çözüldü, yerini stratejik bir soğukkanlılığa bıraktı. Planımın ağırlığı, gözlerinde bir ışık yakmıştı. "Ayvar Tepesi’ne ulaştığında, mağaralarda saklanan Gurmanlar ile görüşeceksin. Bir erkek hükümdarın safında dövüşmeye yeminli o kadim ırk, senin komutanlığını kabul edecektir. Muhafız Gaus ile olan irtibatı asla kesme; Arven yola çıkar çıkmaz sana haber verecek. O an, ordun ve Gurmanlar ile Kralın Toprakları’na yürüyeceksin. Orayı ele geçirip Arven’in en yakınlarını esir alacak ve toprak…