Ateşin İki Yüzü

16. BÖLÜM - Hükümdarların Savaşı

Yazar:

Ateşin İki Yüzü - İrem Özgün kitap kapağı
Ateşin İki Yüzü kitap kapağı

Ölüm artık sadık dostum olmuştu; çünkü bir adım arkamda her an tetikte bekleyen bir tehlike, ya da yavaş yavaş boyun eğdiğim bir gerçekti. Ölümle kol kola gezen bir kraliçeydim. İnsanlar ondan korkardı ama ben korkmazdım. Ta ki Arven’in o zehirli sözleri kulaklarımda çınlayana kadar. Gerçekten ölebiliyor olmam ve bu hakikati en büyük düşmanımın dudaklarının arasından duymuş olmam, başa çıkmam gereken devasa bir sorundu. Aniden bedenimin üzerindeki o ağırlık kalktı; Arven beni bırakmıştı. Beni sadece korkutmak için o hançeri boğazıma dayadığını biliyordum. Derin bir nefes alıp sakince dışarı verdim. Yavaşça başımı çevirip o koyu mavi gözlerinin içine baktım. Üstten bakan gözleri, sanki sonumu en ince ayrıntısına kadar görürcesine deliciydi. Tehdidiyle zafer kazanmış gibiydi. Ellerimi yumruk yaptım. Başımı tekrar öne çevirdiğimde dişlerimi öyle bir sıktım ki, çenemde keskin bir sızı hissettim. Öfkeliydim. Annemin ölümünden beri hep öfkeliydim; lakin bu öfke sadece insanlara değil, bu çarpık dünyaya karşı beslediğim saf bir nefretti. Çadırdan hışımla çıktım. Karşımda duran sadık dostlarımı gördüm ama kimseye tek bir kelime dahi etmeden, içimdeki hararetle yürümeye devam ettim. Atlara doğru ilerlerken, arkamdan beni takip ettiklerini duyabiliyordum. “Umarım iyi gözlemlemişsinizdir,” dedim, sesime hırsın ve öfkenin zehirli tonunu katarak. Hansa sessizce cevap verdi: “Hem de gerektiğinden fazla.” Atıma tek bir hamleyle sıçrayıp son kez kamp alanına baktım. Arven çadırının önünde durmuş, elindeki hançeri hafif bir sırıtışla havada çevirip duruyordu. Bakışlarımı ondan nefretle ayırıp atımı mahmuzladım. Surları geçip saraya doğru ilerledik. Konsey odasına girer girmez, vakit kaybetmeden savaşı nasıl yönlendireceğimizi masaya yatırdık. “Planımız ne?” diye sordu Leo, sesindeki tedirginliği gizleyemeyerek. “Bu gece herkes uykuya daldığında, sessizce kampa sızıp nöbetçilerini saf dışı bırakacağız ve erzak depolarını ateşe vereceğiz. Bunun için neyi gözlemlediğinizi, zayıf noktalarını bana anlatmanızı istiyorum,” dedim ve gözlerimin içine teker teker bakarak hepsinin zihnine emirlerimi kazıdım. Hugo söze girdi. “Arven’in bulunduğu çadırın yirmi metre ötesinde, büyük ve önü korumalı çadırlar gördüm. Birçok kadın, elleri hamurlu, üstleri yağ lekesi içinde sürekli girip çıkıyordu.” Gıda çadırları orada demek. Leo, vakit kaybetmeden araya girdi: “Bizim atlarımızı durdurduğumuz güzergâhta, bizden oldukça uzakta duran çadırlar ordunun dinlenme alanıydı. Fakat en arkada, gıda çadırlarından bile daha sıkı korunan, etrafı muhafızlarla çevrili başka çadırlar vardı. Orası mutlaka mühimmat deposu olmalı.” Başımı onaylarcasına salladım. Ardından gözlerimi Hugo’ya diktim. “Gece baskın yapabileceğimiz yolun, karanlıkta seçilemeyecek kadar gizli olması gerekiyor. Böyle bir geçiş rotası gördün mü?” Hugo başını salladı. “Kenardan dolanacağız. Ay, çadırların sağında kalıyor; bu yüzden çadırların sol tarafı oldukça ıssız ve zifiri karanlık. Orayı kullanarak sızabilir, askerleri sessizce saf dışı bırakıp doğrudan gıda depolarına ulaşabiliriz.” Konuşmalarımız derinleştikçe gece çöktü, kamp alanı yavaş yavaş uykuya daldı. Surların arasındaki küçük bir kapıdan, siyahlar içindeki atlarımızla sessizce süzüldük. Hepimiz geceye karışmak için siyahlara bürünmüştük; yüzlerimizi, düşmanın karanlıkta bizi fark etmesini engelleyecek siyah peçelerle örtmüştük. Çadırların sol tarafındaki karanlığı takip ederek ilerledik. Kamp alanına iyice yaklaştığımızda atlarımızı geride bırakıp yaya olarak, adeta birer gölge gibi süzüldük. Kamp alanı ürkütücü bir sessizliğe gömülmüştü. Yanımda Hugo ve en seçkin, en güçlü üç savaşçım vardı. Kampın dört bir yanı muhafızlarla çevrilmişti. Çalıların arkasına çömelmiş, keskin gözlerle nöbetçileri gözetliyorduk. Hugo’ya dönüp, sadece onun duyabileceği kadar kısık bir sesle fısıldadım: “Oklarınız tam boyunlarına... Önümüzdeki muhafızları tek bir ses bile çıkarmalarına izin vermeden indirin.” Savaşçılarımdan biri, yayıyla önde duran iki muhafızı…

Bölümün tamamını WritePad'de oku