Ateşin İki Yüzü

11. BÖLÜM - Sisler Diyarı

Yazar:

Ateşin İki Yüzü - İrem Özgün kitap kapağı
Ateşin İki Yüzü kitap kapağı

Diyarların birbirine hizmet etme usulü, bu toprakların üzerine kurulduğu en kadim, en sarsılmaz temel kuraldı. Her krallık, sistemin o kusursuz çarkını döndürmek için bir diğerine hizmette bulunur; otorite ve nizam, bu kutsal döngünün gölgesinde hayat bulurdu. Fakat zaman, her kutsal şeyi çürüttüğü gibi bu nizamı da bozmuştu. Haklar yenilmiş, görevler ve yasalar güçlülerin keyfine göre esnetilmiş, özgür ruhlar zincire vurularak köleleştirilmişti. Çünkü başımızdaki hükümdar, o eski mutlak otoriteyi sürdürecek dirayetten yoksundu. Ve bilirdim ki; krallıklar, kendilerine gösterilen her küçük esneklikle, her zayıflıkla bir adım daha ileri gider, sınırları daha vahşice çiğnerdi. Derin ve taze bir nefes alarak içimdeki havayı rüzgara bıraktım. Geçen bir hafta, zihnimin ve bedenimin toparlanması için bana fazlasıyla cömert davranmıştı. Hansa’nın büyülü elleri ve şifalı merhemleri sayesinde yaralarım tamamen kabuk bağlayıp iyileşmiş, o amansız acıların yerini bedenimde gururla taşıyacağım soluk izler almıştı. Benim iyileşme sürecimde, Râ Krallığı’nın toprakları da adımlarımla birlikte tamamen yeşermiş; etrafta hummalı, son sürat bir inşaat çalışması başlamıştı. Sarayımın ihtişamlı inşası dört bir koldan devam ederken, o derme çatma ahşap barakalar yavaş yavaş yerini taştan, sağlam evlere bırakıyordu. Ayaktaydım. Yeniden yükselen sarayımın, inşaatı henüz tamamlanmak üzere olan o devasa odalarından birinde, tarihin yeniden yazılışını izliyordum. Taht odasının vaktiyle kırılan, dökülen ve harabeye dönen duvarları sağlam taşlarla örülüyor; üzerlerine çekilen pürüzsüz sıvanın ardından altın sarısı ve asil beyaz tonlarında göz alıcı boyamalar yapılıyordu. Sarayın parçalanmış olan devasa cam pencereleri ise, birkaç adamın omuz omuza verip ağır yükü sırtlamasıyla yerlerine dikkatle yerleştiriliyordu. Üzerimdeki sade kıyafetler, etrafta uçuşan boya damlalarıyla lekelenmişti; fakat bu düzensizlik beni rahatsız etmek bir yana, içimi tarif edilemez bir mutlulukla dolduruyordu. Bakışlarımı, o görkemli tahtın yerleştirileceği alanın taşlarını büyük bir emekle oyan, zeminleri parıldayana dek silip süpüren halkımın üzerinde gezdirdirdim. Onları izlemek ruhuma sarsılmaz bir güç aşılıyordu. Zemindeki hummalı çalışmayı bitiren kadınlar, yorgunlukla bellerini doğrultup ellerini eteklerine silkelediler; alın terleriyle baştan yarattıkları o parıl parıl parıldayan mermer zemine bakarak gözlerindeki o katıksız gururu paylaştılar. Yüzümdeki mağrur tebessümle birlikte, taht alanına doğru yükselen o geniş merdivenin basamaklarını yavaşça tırmanmaya başladım. Tam on beş basamaktan oluşan, her bir adımı asaletle işlenmiş geniş merdivenlerin en tepesine vardığımda, tahtın indirileceği o kutsal platformun üzerinde durdum. Ellerimi birkaç kez birbirine sertçe vurarak odadaki yankısını serbest bıraktım; böylece çalışan insanların durup dikkatlerini tamamen bana vermelerini sağladım. Sesin azametiyle birlikte odadaki herkes elindeki işi gücü, aletleri bir kenara bırakıp başlarını yukarı, doğrudan bana doğru çevirdi. Gözlerindeki o sadakat dolu bekleyişi hissederek, sesimi odanın her bir köşesine ulaştıracak gururlu bir tonla konuşmaya başladım: “Râ Krallığı’nın inşası tamamen bittikten sonra, bu topraklarda görülmüş en büyük, en ihtişamlı şenliği kutlayacağız! İstediğiniz kadar içki, sınır tanımayan bir eğlence ve hak ettiğiniz o uzun dinlenme vakti sizin olacak. Bu şenlik, döktüğünüz her bir damla alın terinin, verdiğiniz o eşsiz emeğin kutsal karşılığıdır!” Sözlerim odada çınlarken, insanlar önce şaşkınlıkla birbirlerine baktılar; ardından hevesle ellerini birleştirip dudaklarında neşeli, kocaman tebessümler belirdi. Gelecek olan o zafer sarhoşluğu ve ödül fikri, her birini fazlasıyla memnun etmiş, yorgunluklarını bir nebze olsun hafifletmişti. Tam o sırada, bakışlarım uzun taht odasının tam karşısında duran, loş giriş kısmına kaydı. Kapısı henüz takılmamıştı; ardındaki boşluk geleceğin belirsizliği gibi duruyordu. Orada, eşiğin hemen önünde dikilen Ramien’i gördü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku