Bölüm 1: Bir Dilek, Bir Değişiklik
Yazar: Yıldızların altında.

Ezgi Sevinç( Elara Asterion) Bazı hayatlar gerçekten çok sıkıcı olurdu. Evet, yanlış duymadınız. Hayatlar dedim. Çünkü şu an can sıkıntısından bulunduğum odanın içinde belki de onuncu kez volta atıyordum. Hava yavaş yavaş kararıyordu. Camdan süzülen turuncu gün batımı ışıkları odamın duvarlarına vururken, en sevdiğim kuzenim Deniz bize kalmaya gelmişti. Ama sabahtan beri yaptığımız tek şey telefonlarımızın ekranına bakmaktı. Ve açıkçası ben artık bundan sıkılmıştım. “Deniz…” dedim sonunda. “Efendim, abla?” diye cevap verdi. Başını hâlâ telefonundan kaldırmamıştı. Deniz’le aramızda dört yaş vardı. O yirmi yaşındaydı, ben ise yirmi dört. “Suratıma bak.” Sesim istemsizce biraz sert çıkmıştı. Deniz irkilerek başını kaldırdı ve bana şaşkın şaşkın baktı. Kaşlarımı kaldırdım. “Canım çok sıkıldı.” Telefonunu yavaşça yatağın üzerine bıraktı. “Eee…” dedi omuz silkerek. “Ben ne yapayım?” “Bir şey bul.” “Bulsam zaten telefona bakmam.” Haklıydı. İkimiz de birkaç saniye sessizce birbirimize baktık. “Tamam.” dedim derin bir nefes alarak. “Evcilik oynayalım.” Deniz yüzüme öyle bir baktı ki kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. “Abla…” dedi ciddi bir ifadeyle. “Yirmi yaşındayım.” “Ben de yirmi dört.” “Farkında mısın?” “Ne var? Çocukluğumu özledim.” Deniz başını iki yana salladı. “Benim de canım sıkılıyor ama senin gibi kriz geçirmiyorum.” Kollarımı göğsümde birleştirdim. “O zaman birlikte bir şey bulacağız.” “Bence de.” Yine sessizlik… İkimiz de sanki karşı tarafın aklına fikir gelecekmiş gibi birbirimize bakıyorduk. Bir anda Deniz’in gözleri parladı. “Senin geçen önerdiğin diziyi izleyelim.” Kaşlarımı çattım. “Hangisini?” “Nasıl yani hangisini?” “Kızım ben sana günde en az on dizi öneriyorum.” Deniz gözlerini devirdi. “Ya şu… kraliyetli olan.” “Kraliyetli olan?” “Hani prensler vardı… prensesler vardı… balolar vardı…” Bir an düşündüm. Sonra aklıma geldi. “Ha! Onu diyorsun.” Deniz heyecanla doğruldu. “Evet! Onu açalım.” Telefonumu elime alıp televizyona bağladım. Birkaç saniye sonra dev ekranda görkemli bir şato belirdi. Altın avizeler… Mermer merdivenler… Gösterişli balo salonları… Birbirinden şık kraliyet kıyafetleri… Deniz hayranlıkla ekrana bakıyordu. “Var ya…” dedi iç geçirerek. “Şu zamanda yaşamak isterdim.” Gülümsedim. “Ben de.” Gözlerimizi ekrandan ayırmadan aynı anda konuştuk. “Keşke biz de kraliyet döneminde yaşasaydık.” Odanın içinde derin bir sessizlik oluştu. Tam o anda… Elektrikler kesildi. Televizyon kapandı. Oda zifiri karanlığa gömüldü. “Abla…” diye fısıldadı Deniz. “Ben de fark ettim.” Derken odanın tam ortasında, daha önce hiç görmediğimiz altın renkli bir ışık belirdi. Işık giderek büyüdü. Önce gözlerimizi kamaştırdı… Sonra bütün odayı içine aldı. Ve biz, istemsizce gözlerimizi kapattık. “Abla… ölüyor muyuz?” diye korkuyla sordu Deniz. Titreyen sesi, içimde büyüyen endişeyi daha da artırmıştı. Cevap vermek istedim ama kelimeler boğazıma düğümlendi. Işığın giderek daha da güçlendiğini göremiyordum; gözlerim kamaşmıştı. Ama onu bütün bedenimde hissedebiliyordum. Sanki etrafımızdaki her şey yavaş yavaş o ışığın içinde eriyordu. Hiçbir şey söylemeden Deniz’in elini daha sıkı tuttum. “Yanındayım.” diyebildim sadece. Bir anda ayaklarımızın altındaki zeminin kaybolduğunu hissettik. Sanki görünmez bir boşluğa düşüyorduk. Kulaklarımı uğuldayan bir ses doldururken nefes almak bile zorlaşmıştı. “Ezgi!” diye bağırdı Deniz. Onun sesini son kez duyabildim. Sonra… Her yer sessizliğe büründü. Bölüm sonu:)