Bölüm 3: Kafesteki Kuş
Yazar: Nur

Devran’ın ofisindeki o ağır sessizlik, sanki odadaki havayı tüketiyordu. Alara, çenesindeki o parmakların baskısıyla sarsıldı; bu temas sadece fiziksel değil, sanki bir mülkiyet ilanı gibiydi. Geriye çekilmeye çalıştı ama Devran’ın duruşu, ona hareket alanı bırakmayacak kadar keskindi. "Ben bir eşya değilim," diye fısıldadı Alara, sesi korkusuna rağmen bir miktar dik durmaya çalışıyordu. Devran, parmaklarını yavaşça geri çekti, ancak gözlerindeki o karanlık ifade değişmedi. Odadaki ağır perdeyi aralayarak İstanbul’un gece ışıklarına baktı. "Eşya olsaydın, seninle vakit kaybetmezdim Alara," dedi arkasını dönmeden. "Sen, babanın dikkatsizliğinin bir bedelisin. Ancak bu evlilik sadece kâğıt üzerinde kalmayacak. Benim hayatıma giren herkes, benim kurallarımla yaşar." Alara, babasının ona neden bunu yaptığını sorgulama cesaretini bile bulamıyordu. Borç, tehdit, manipülasyon... Hepsi birleşmiş, onu bu devasa odanın içine hapsetmişti. "Evlenmezsem?" diye sordu Alara, sesi bu kez daha cılızdı. Devran bu kez yavaşça ona doğru döndü. Adımları ağır, sanki avını köşeye sıkıştırmış bir yırtıcı kadar sakindi. Alara’nın tam önünde durduğunda, aralarındaki mesafe neredeyse yok denecek kadar azalmıştı. "Evlenmezsen, babanın o çok sevdiği iş imparatorluğu yarın sabah yerle bir olur. Ve baban, hayatının geri kalanını demir parmaklıklar ardında geçirir." Alara, adamın gözlerine baktığında orada hiçbir acıma kırıntısı görmedi. Sadece soğuk, hesaplı bir gerçeklik vardı. "Ne zaman?" dedi Alara, gözleri dolarken. "Haftaya," dedi Devran, Alara'nın saçlarından bir tutamı parmaklarının arasına alarak. "Tüm hazırlıkları ben yapacağım. Sadece bana ait olduğunu bilmen yeterli." Alara odayı terk ederken, ayakları sanki yere basmıyordu. Devran’ın ofisinden çıktığında dışarıdaki soğuk İstanbul havası, içindeki o yangını söndürmeye yetmedi. Babasının neden bu kadar çaresiz kaldığını, bu adamın gerçekte kim olduğunu ve neden tam olarak kendisini seçtiğini düşünüyordu. Evinin kapısını açtığında, babasını perişan halde salonda otururken buldu. Babası, Alara’yı görünce başını ellerinin arasına aldı. "Özür dilerim," dedi sadece. "Başka çarem yoktu." Alara, babasına tek bir kelime bile edemedi. Odasına girip kapıyı kilitlediğinde, aynadaki yansımasına baktı. Bir hafta önce sıradan bir öğrenci olan Alara, şimdi tanımadığı bir adamın, Devran’ın dünyasına mahkûm edilmişti. Yatağının üzerine oturduğunda, telefonuna düşen mesajla irkildi. Bilinmeyen bir numaradan geliyordu: “Hazırlan, yarın akşam ilk provamız var. Benimle tanışmaya gel.” Alara mesajı okurken, Devran’ın o soğuk bakışlarının yarattığı o tuhaf, tanımlanamaz çekim gücünün içinde yavaş yavaş kaybolmaya başladığını hissetti. Bu bir kurtuluş değil, başlı başına bir esaretti ama o esaretin içinde bile reddedemediği bir tehlike vardı. Üçüncü bölümü, aralarındaki baskıyı ve zorunluluğu derinleştirecek şekilde hazırladım. Alara artık köşeye sıkışmış durumda ve Devran'ın kontrolü altına girmeye başlıyor.