Aşkın en koyu hali

Bölüm 2: Borcun Gölgesi

Yazar:

Aşkın en koyu hali - Nur kitap kapağı
Aşkın en koyu hali kitap kapağı

O karşılaşmanın üzerinden bir hafta geçmişti. Alara, o anı zihninden silmeye çalışsa da adamın o kehribar rengi, soğuk bakışları her gözünü kapattığında oradaydı. Ancak hayatın ona hazırladığı oyun, çok daha sert bir darbeyle gelecekti. Alara o akşam, babasının çalışma odasından gelen boğuk seslerle irkilerek uyandı. Evin huzurlu atmosferi, yerini bir korku filmindeki gerginliğe bırakmıştı. Kapının aralığından salona baktığında, babasını her zamanki vakur duruşundan eser kalmamış, ter içinde bir adam olarak gördü. Karşısında ise iki tane takım elbiseli, sert görünüşlü adam duruyordu. "Devran Bey'in sabrı tükendi, beyefendi," dedi adamlardan biri. Sesi odada yankılandı. "Ona verdiğiniz sözü tutmadınız. Yatırım ortaklığı, bir şeref meselesidir." Alara ismin geçtiğini duyduğunda buz kesildi. Devran. O adam. İstanbul'un yollarını "dar" bulan o yabancı. "Zaman... sadece biraz daha zaman istiyorum," diye yalvarıyordu babası. "Devran Bey zaman satın almaz, zaman yaratır. Ve şu an, sizin yaratmanız gereken tek şey bir çözüm." Adamlardan biri, babasının önüne şık bir zarf bıraktı. "O, düğününe gelmenizi bekliyor. Ya da daha doğrusu, borcunuzu ödemenizi sağlayacak o anlaşmaya imza atmanızı." Alara, dehşet içinde geri çekilmeye çalışırken ayağı halıya takıldı ve hafif bir gürültü çıkardı. Salondaki adamlar anında kapıya döndü. Babasının yüzündeki dehşeti görmek, Alara’nın içindeki son umudu da söndürdü. Ertesi gün, Alara kendini şehrin en lüks otellerinden birinin en üst katında, Devran’ın ofisinde buldu. Babası, kızının hayatını kurtarmak adına onu bu "karanlık" iş adamının önüne bir kalkan gibi sürmüştü. Devran, devasa çalışma masasının arkasında, İstanbul’un ışıklarına sırtını dönmüş bir şekilde oturuyordu. Alara odaya girdiğinde, adamın bakışları yavaşça onun üzerinde birleşti. Bir hafta önce yağmurlu sokakta gördüğü o ürkek kızın, şimdi kendi çalışma odasına kadar gelmesi onu şaşırtmamıştı. "Yolların dar olduğunu söylemiştim, değil mi?" dedi Devran. Masasının üzerindeki gümüş çakmağı yavaşça masaya vurdu. Sesi, bu sefer daha otoriter, daha sahipleniciydi. Alara, ellerini birbirine kenetleyerek, "Babamın borcunu ödemek için buradayım," dedi, sesini dik tutmaya çalışarak. Devran ayağa kalktı. Uzun boyuyla odanın havasını değiştirdi ve yavaş adımlarla Alara’ya doğru yürüdü. Alara kaçacak yer aradı ama arkasındaki kapı kilitliydi. Devran, kızın hemen önünde durduğunda, aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, adamın üzerindeki o keskin tütün ve soğuk parfüm kokusu Alara’nın duyularını ele geçirdi. Devran, parmak uçlarıyla Alara'nın çenesini hafifçe kaldırıp yüzüne baktı. "Para, senin değerin değil Alara. Ama babanın hatası, senin benimle olmanı gerektiriyor." Alara’nın nefesi kesildi. "Evlilik mi? Bu sadece bir ticaret mi?" Devran’ın yüzünde o karanlık, tehlikeli gülümseme yayıldı. "Buna ticaret de, borç ödeme de... ama artık benimsin. Ve inan bana, bu oyunun kurallarını ben koyarım."

Bölümün tamamını WritePad'de oku