İZLER
Yazar: Ömer Kaan Çetin

Eve uğrayıp hızla duş aldım. Belime bir havlu sarıp banyodan çıktığımda tenimden süzülen suların parkelere bıraktığı lekelere aldırış etmeden odamdaki boy aynasının önüne geçtim. İlk gözüme çarpan, sol köprücük kemiğimin altındaki dövmeydi. Tek satır şöyle yazıyordu: My destiny is underlined in God’s book. Kaderimin altı çizildi Tanrı’nın kitabında, anlamına geliyordu. Bu satırları yazdığım gece, bedenimde taşımaya karar verdiğim andı. Ertesi gün soluğu dövmecide almıştım. Bakışlarımı aşağı kaydırdım, zayıftım ama yeni yeni şekillenmeye başlayan karın kaslarım, görme lütfuna erişenlerin hoşuna gidiyordu. Daha aşağılara kayan bakışlarımı, bir çift topuklunun sesi böldü ve zihnimden geçen düşünceleri yok ettim. “Oğlum, eve geldiğini duymadım.” “Duş almak için geldim anne, birazdan tekrar çıkacağım. Hanzade ve Anı kutlama yapacaklarmış. Bugün bir yayınevi ile sözleşme imzaladım.” Yanıma yaklaştı. Benimkinden daha açık renkte olan saçları her zamanki gibi ışıldıyordu. Annem bu hayattaki en değerli varlığımdı, ona sahip olduğum için her gün şükrediyordum. Uzanıp yüzümü ellerinin arasına aldı. “Seni bu yüzden seviyorum oğlum. Babanın ve Cenk’in aksine, hep kendi ideallerin için çabalıyorsun. Senin adına çok mutluyum, tebrik ederim.” Bakımlı tırnaklarıyla nemli saçlarımı düzeltti. “Cenk, nerede?” “O, Hanzade ile şirketten geçecek,” dedim ve yanağına bir öpücük kondurdum. “Şimdi izin verirsen hazırlanmam lazım.” “Her halinle mükemmel olduğunu biliyorsun değil mi?” dedi gülümseyip arkasını dönerken. “Biliyorum ve sen de bilmelisin ki bunların hepsi senin eserin,” dedim dudaklarım yukarı kıvrılırken. İçimi ısıtan bir kahkaha attı. “Babanı nasıl etkiledim sanıyorsun. Ayrıca biz de bu akşam bir iş yemeğine çıkıyoruz, daha sonra sizin için bir sürprizimiz olacak,” dedi ve odamdan ayrıldı. Ne olduğunu sormadım. Ahu Şanal’dan aldığım bir özellik daha varsa o da ketum olmamızdı. Nemli saçlarımı şekillendirdim ve üzerimi giyindim. Beyaz pantolon, hâkî yeşili keten bir gömlekle gecenin hakkını verebilirdim galiba. Odamın bir duvarını kaplayan kitaplığın yanındaki dolaptan birkaç takı aldım. Zincir bir kolye, birkaç yüzük ve saatimle parçamı tamamladım. Bir diğer imzam olan, kredi kartımın limitini gördüğüm parfümü sıktım. Ağır, gizemli ve bir o kadar da egzotik bir kokusu vardı. Biraz daha zamanım olduğu için yatağıma uzanıp sosyal medyaya göz gezdirmeye karar verdim. Attığım tweetten sonra #teamyasir topluluğu beklediğim gibi hareketlenmişti. Birçok yanıt vardı, okurların ve blog hesaplarının tepkilerini ölçmek her zaman iyi hissettiriyordu. Ekranı kaydırmaya başladım. “En büyük hayalime bir imza kadar yakınım…” @birkitapmutluluk: “Yoksa… Aşk Oyunları Paradoksu mu geliyor?” @okumayameftun: “Haberini heyecanla bekliyoruz! #teamyasir” Teorilere başlamışlardı ve attığım imzanın sebebini anlamışlardı. Resmi olarak bir yayınevi ile anlaştığımı duyurmak isterdim ama bu süreçte, baskı ve ön satış tarihine yakın bir zaman olmalıydı. Yayınevlerinin belirli bir ilerleyişi, biz yazarların heyecanı ile kıyasıya yarışırdı. Kaydırmaya devam ettim. @booksnur: “Lütfen bu imzanın, Aşk Oyunları Paradoksu için olduğunu söyle. Elimde tutmak için sabırsızlanıyorum.” @geceokur: “Acaba hangi yayınevi? Umarım hakkını verecek bir yerdir.” Okurlar için beğendikleri hikayelerin kitap olmasının yanı sıra, bir de yayınevi beklentileri vardı. Hikayeme bu kadar değer vermeleri beni gururlandırsa da aslında bir çığın altında kalmışım gibi hissettiğim zamanlar olurdu. Ekranı kaydırmaya devam ettiğimde bunun örneğini görmüş oluyorum. Çünkü sektörün diğer bir kesimi eleştiri üzerine kuruluydu. Bazıları linç için araştırmasını yapmıştı. @gercekyazar: “Parası olan herkes, yazar mı oluyor şimdi?” @user0647383: “Tabii holding varisi olunca herkes kitabını basar. Kitabın içeriği de güzel olsa bari.” Her zaman geriye itsem de holding varisi olmam gerçeği daima karşıma çıkacaktı ve bu yorumlar daima olacaktı. Sonraki tweetler, birkaç büyük kitleli blog sayfasından gelmişti. @teamgerc…