ÖN YARGI
Yazar: Ömer Kaan Çetin

Aracımı Galata’nın aşağısına park ettim. Sıcaktan bunalmış kalabalığın arasına adım attığım anda, üzerimdeki beyaz tişört yapışmaya başladı. Birkaç kadının bakışlarını es geçerek ilerledim, sonuçta hep bakarlardı buna uzun zaman önce alışmıştım. Birilerine çarpmamak adına dikkatle ilerledim. Dar sokakların arasından yükselen Galata Kulesi, şiirlere ve hikayelere konu olan ihtişamıyla her zaman beni büyülüyordu. Rivayetleri umursamazdım ama hiç çıkmadım. ‘ Belki bir gün doğru kadını bulursam, ilk kez o zaman,’ demiştim kendime. Telefonumdan Hanzade’nin gönderdiği konuma göz atıp hızlandım. Mekânı biliyordum; boğaza bakan teraslı bir kafeydi. Tuzlu rüzgâr, yüzümü yaladığında içimde hafif bir serinlik yayıldı. Şehrin kaosunda nefes aldıran küçük bir detaydı bu. Beklemeden arka taraftaki terasa ilerledim. Bizimkileri, boğaza bakan bir masada içeceklerini yudumlarken buldum. Yoğun işlerde çalışıyor olmalarına rağmen, bu gurubun her gün buluşması, gerçekten sınıfsaldı. Yanlarına vardığımda hepsi de Anı’nın anlattığı bir olaya gülüyorlardı. Beni ilk fark eden Hanzade oldu ve o sarı saçlarının ön plana çıkardığı yeşil gözleri neşeyle parıldadı. Çoktan ayağa kalkıp kollarını açmıştı, “Lütfen imzaları attığınızı söyle.” Onaylarcasına başımı salladığımda, sevinçle boynuma sarıldı. “Biliyordum, artık resmi olarak yazarsın.” “Hanzade, biraz daha sıkarsan göreceğim şey romanım değil, amel defterim olacak.” Hanzade geri çekildiğinde bu sefer Anı yanımda biterek en az Hanzade kadar heyecanla kolunu omzuma atıp kafasını, kafama dayadı. “Tebrikler oğlum. Harika bir yazar olacağından asla şüphem yok. Yazdıklarınla kadınları, yani okurlarını etki altına alıp ki çoğu yazarı görüyoruz, okurları onlara adeta tapıyorlar, işte senin de öyle bir yazar olacağından hiç kuşkum yok,” dedi ve geri çekilerek beni baştan aşağı süzdü. “Yakışıklı, ukala yazar rolü sende cuk oturacak. Kasların yok ama karizman var kardeşim.” Sonra kalktığı yere geri oturdu ve Hanzade’ye çevirdi bakışlarını. “Onca satır yaz ve bu espriyi yap. Yirmi beş yaşında olsa da hala gelişim çağında.” Hanzade göz devirdi, ben ise sadece gülümsedim. Dilinin ayarı yoktu ama her şeye rağmen Anı hayatımda ilham aldığım seçili kişilerden biriydi. Lisede başlayan arkadaşlığımız bu zamana kadar gelmişti. Keşfedilen tasarım yeteneği, bir moda şirketinde çalışmaya başlamasına yetmişti. Giyiniş tarzının dışında asla şekil vermediği dağınık siyah saçları, hafif çekik mavi gözleri ve kendi tabiriyle bir Yunan tanrısını andıran kusursuz yüzü ile çalıştığı şirketin hem en yeteneklisi hem de tanınan bir yüzüydü. Reha, elini uzattı. “Hayırlı olsun Yasir. Senin adına sevindim.” “Teşekkür ederim.” İkizim Cenk’i aratmayan hareketleri ile Reha, ağırbaşlı ve sakindi. Sanki Cenk’le ben değil de Reha ikizdi. Ayrıca çift yumurta ikizi olduğumuz için ben annemin sarı saçlarını ve kalın dudaklarını alırken, Cenk babamın siyah saçlarını ve ince dudaklarını almıştı. Tek benzer özelliğimiz ise renkli gözlerimizdi. Tabi bir de karakter olarak o baskın olandı, ben daha çok özgür ruhluydum. Daha hoyrat olandım. Reha’nın elini tutup sıkarken, iyi dileklerini kabul ettiğime dair başımla da onayladım, sonra Hanzade’nin yanındaki boş sandalyeye oturdum. Bu sırada siparişimi almak için gelen garsona filtre kahve siparişimi verdim. Hanzade, limonatasından küçük bir yudum alıp, koca bir gülümsemeyle bana döndü, “Anlat bakalım nasıl geçti?” Dudaklarımı aralamaya fırsat kalmadan Anı araya girdi. “Yayınevinde de bir Şanal olduğunu hissettirdin mi? Şanal Holdingin yarısının senin olduğunu biliyorlar mı? Ya da sana bunca zenginliğin içinde neden kitap yazmakla uğraştığın hakkında bizim binlerce defa yönelttiğimiz soruları yöneltip ama bizim yapamadığımız aydınlanmayı yaşattılar mı? Merak içerisindeyim.” Hanzade ve Reha şaşkınlıkla içeceklerinden birer uzun yudum aldılar. Anı mavi gözlerini merakla üzerimde tutuyordu. Parmaklarımı saçlarıma daldırdım, söylediklerini sakinlikle karşıladım. “Yine tüm işleri Ayris’e yükleyip şirketten s…