BÖLÜM 8: KORKUNUN KUCAKLAYIŞI
Yazar: zinolay

BÖLÜM 8: KORKUNUN KUCAKLAYIŞI Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin, Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin. Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür; Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin. ÖZDEMİR ASAF Karargâh'a vardığımızda, üzerimizden ağır bir yük kalkmıştı. Riskli bir operasyondan dönmüştük, ama başarmıştık. Omuzlarımdaki gerginlik yavaşça çözülürken, timimdeki askerlerin birbirlerini tebrik edişlerini, operasyonun stresini gülüşmelerle, yüksek sesli şakalaşmalarla atmalarını izledim. O anlar, omuz omuza savaştığımızı kanıtlayan en saf anlardı. Tam o sırada, koridorun başında Yiğit komutanımı gördüm. Boyu, heybeti ve üzerindeki üniformanın ağırlığıyla, sanki karargâhın bütün ciddiyetini omuzluyordu. Hemen bağırdım: "Dikkat!" Hepimiz sıraya dizildik, dimdik duruyorduk. "Rahat arkadaşlar. Çok zor bir operasyondan geldiniz, aferin size," dedi, sesi tok ama yorgundu. "Dinlenin. Umay, odama gel." "Emredersiniz, Komutanım." Kalbim hızla çarpmaya başladı. Bu özel çağrı, her zaman özel bir anlam taşırdı. Birkaç dakika sonra odasının kapısını çaldım. "Gir" emriyle içeri girdim ve hazır ol pozisyonunda bekledim. "Rahat Umay," dedi. Oturmamı beklerken, tam kapının önünde durdum. Göz göze geldik. O an, Yiğit yüzbaşı'nın o çelik bakışlarında, daha önce hiç görmediğim bir şey parladı: Korku. Ve sonra... her şey durdu. Beklenmedik, mantık dışı, askeri disiplinin tüm kurallarını hiçe sayan bir şey oldu. Bir anda bana doğru bir adım attı ve sarıldı. O sarılma, bir komutanın tebriği değildi. O, hayatını kaybetmekten korkan birinin çaresiz kucaklayışıydı. Saçlarımda hissettiğim o sıcaklık, üniformamdan sızan yorgunluk ve ter kokusunun arasında dahi burnuma gelen hafif kolonya kokusu... Saniyeler sürdü ama benim için bir ömürdü. "Sana kötü bir şey olacak diye korktum, Umay," diye fısıldadı, sesi boğuktu. "Sağ olun, Komutanım," diyebildim sadece. O anki şok, dilimi bağlamıştı. Hemen benden uzaklaştı. Sanki dokunduğu yerde yanmıştı, geri çekildi. Yüzü, yaptığı şeyin bilinciyle kıpkırmızıydı. Gözleri kaçıyordu. "Yani... size, timine...sonuçta en iyi askerimsin Neyse," dedi, kelimeleri toparlayamıyordu. "Yarın tören olacak. Başarınız için Hazırlanın. Şimdi çıkabilirsin." "Emredersiniz, Komutanım." Kapıdan çıkarken hâlâ kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Tüm o yoğun operasyonun stresi bir anda silinmiş, yerine komutanımın beklenmedik yakınlığı ve ardından gelen bu garip gerilim kalmıştı. O anı, zihnimde tekrar tekrar yaşıyordum. "Sana kötü bir şey olacak diye çok korktum." Bunu söylerken sesindeki o titreme gerçekti. Gözlerindeki endişeyi görmüştüm. Bu, sadece en iyi askerini kaybetme korkusu değildi. Bu, beni kaybetme korkusuydu. Hemen ardından söylediği "sonuçta en iyi askerimsin," cümlesinin, aslında o hisleri gizlemek için çekilmiş bir perde olduğunu biliyordum. Kafam karmakarışıktı. Yoksa o da mı benim gibi hissediyordu? Abimin intikam yemini ve askerlik onurumun arasına sıkışmış, adını koyamadığım o duygu... Şimdi, Komutanımın da kalbini meşgul ediyor olabilir miydi? YİĞİT YÜZBAŞININ GÖZÜNDEN Umay içeriye girdiğinde, onu sağ salim, dimdik karşımda görmek... O anki rahatlama, profesyonel bir komutanın hissedebileceği türden değildi. Kalbim sanki yerinden fırlayacak, göğüs kafesimi parçalayacaktı. Onu kaybetme korkusu, operasyon boyunca beni bir gölge gibi takip etmişti. Bir şeye engel olamadım. Düşünmeden, hissetmeden, rütbeleri, kuralları unutup ona doğru bir adım attım ve omuzlarından yakalayıp kucakladım. Saçından gelen o hafif, temiz koku... Göğsümde hissettiğim o minyon ama güçlü sıcaklığı... O an, dünyadaki her şeyi unuttum. Ne ben kıdemli yüzbaşı ne de o Yüzbaşı. Sadece Umay vardı, hayatta kalmış, sağlam bir şekilde kollarımdaki yerini almıştı. Ancak saniyenin onda birinde, yaptığım hareketin ağırlığı beynime dank etti. Hemen kendimi geri çektim. Yüzümün yandığını hissettim. Ne yapıyordum ben? "Yani... size, timine..." Kelimeler boğazıma diziliyordu. Kekeledim. Bu durumu toparlamam gere…