BÖLÜM 7 : KORKU VE CESARET
Yazar: zinolay

BÖLÜM 7: KORKU VE CESARET Gecenin en karanlık, en sessiz saatiydi: Saat 03:00. Sistemin alarmı çalmıştı, beklenen an gelmişti. Herkesi uyandırma görevi bendeydi. İlk olarak Tomris ve Eylem'in odasına girdim. Tabiki Eylem olmadığı için sadece Tomrisi uyandırdım Işıkları sertçe açtım. "Haydi, kalk kalk kalk! Uyan artık!" Sesim, uykunun sarsılmaz duvarını yıkmak zorundaydı. Tomris uykunun verdiği sersemlikle, gözlerini ovuşturarak doğruldu. "On dakika içinde tam teçhizat hazır ol!" dedim, tavizsiz bir sesle. Uykunun sersemlettiği dille cevapladı: "Emredersiniz, Komutanım." Şimdi sıra erkeklerdeydi. İsmet ve Kemal'in odasına gittim. Işıkları açtım ve sesi yükselttim: "İsmet! Kemal! Kalk kalk kalk! On dakikanız var!" Onlar da hızla ayaklanırken aynı emri verdiler: "Emredersiniz, Komutanım!" Son olarak Samet'in odası. Kapıyı açtım, ışığı yaktım. "Kalk kalk kalk Samet!” Samet horuldamaya devam ediyordu. Sesimi biraz daha yükselterek konuştum. “ Uykun çok ağırmış, be oğlum! SAMET!!” Dememle hemen ayaklandı. Önce bir şeyler mırıldan’dı benim “Haydi! Bırak söylenmeyi Samet beş dakikan var hazırlan.!" O da aynı tok sesle cevapladı : "Emredersiniz, Komutanım." On dakika sonra hepsi, sanki hiç uyumamış gibi, dimdik karşımda dizilmişti."Evet arkadaşlar," diye başladım, gözlerimi her birinin üzerinde gezdiriyordum. "Operasyonun içeriği malum. Geçen gün yakaladığımız 'Batak'ın arkasındaki büyük balıklardan birinin yerini tespit ettik. Zamanla diğerlerini de öğrenip bu kökü kazıyacağız. Operasyon riskli olabilir." Tam o an, Samet hafifçe esnedi. Gözümden kaçmadı. Ona döndüm, sesim çelik gibiydi: "Eğer yapamam, uykum var, geri dönmeliyim diyen varsa... Şimdi sıcak yatağına dönebilir. Ama buradaki yatağına değil, anasının evine döner. Bu tim, zayıflık taşımaz. Eğer varsa, şimdi çıksın gitsin. Yoksa... dik durun karşımda! Anlaşıldı mı?" Hepsi de tek bir ses olarak gürledi: "Emredersiniz, Komutanım!" "Aferin. Destek timi arkamızda olacak.” Bir asker yanıma yaklaştı: "Komutanım, helikopter hazır." "Tamam." Asker selam verip uzaklaştı. "O zaman haydi arkadaşlar, gökyüzü bizi bekliyor!" Hızlı adımlarla helikoptere bindik. Kısa süre sonra dağlık araziye indik. Hızla inip yürüyüşe başladık. "İsmet, kaç kilometre var?" "Üç kilometre Komutanım. Otuz dakika kadar yürüyeceğiz." "Unutun otuz dakikayı. On beş dakikada orada olacağız. Hızlı gidiyoruz!" Kısa bir sürenin sonunda, hedefimiz olan izbe binadan sadece birkaç metre uzaktaydık. Hava, yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyordu; gökyüzü, mavinin en soğuk tonuna bürünmüştü. "Tomris, kendine en güvenli yeri seç. Samet, Kemal, İsmet... siz de güvenli yerlerinizi bulun!" Adamlar henüz dışarı çıkmamıştı. Bekliyorduk. Saat 04:05'ti. Hava aydınlanmaya başlamıştı. Tomris telsizden fısıldadı: "Komutanım, içeride hareketlilik var." Hemen dürbünü aldım. Hedefimiz olan adam, bir masanın başında oturmuş, elinde bir silahı büyük bir telaşla temizliyordu. "Karanlık timi, başlıyoruz. Tomris, ilk atış senin, Karanlık atış serbest!" Tomris'in tüfeğinden çıkan tok ses, karanlıkta yankılandı. Tak! Hedefin yanındaki adamlardan biri sessizce yere yığıldı. Çatışma başlamıştı. yanı başımdaki toprağa bir kurşun isabet etti, tozu yüzüme savurdu. "Tomris! Keskin nişancı var, İndir onu!" "Emredersiniz Komutanım!" "Kimse kafasını çıkarmasın, bekleyin!" diye bağırdım. Tomris zor da olsa nişancının yerini bulmuştu. "Buldum Komutanım, pencerede!" "Aferin, indir o adamı!" Tomris'in sesi bir an tereddüt etti. O anki sessizlik, kurşun sesinden daha ağırdı. "Komutanım... bu daha çocuk!" Boğazım düğümlendi. "Ne?" "Yapamam Komutanım, bu bir çocuk! On dört, on beş yaşlarında!" Sesi, vicdanının sesiydi. "Tomris, yapmak zorundasın, yoksa bizi vuracak! Unutma, o tetiği çekmeye hazır!" "Komutanım, nasıl yaparım?" "En azından silahına nişan al, onu yarala! Bize zaman kazandır! Yap bir şeyler!" Tomris tereddüt etti ama emir, emirdi. Tetiği çekti. "Tamamdır Komutanım. Omzundan vurdum, silahı düştü." "Güzel. Şim…