BÖLÜM 37: YARALI KALPERLE DİRİLİŞ
Yazar: zinolay

BÖLÜM 37: YARALI KALPLERLE DİRİLİŞ Yiğit’in geri dönüşünün üzerinden bir hafta geçmişti. Yedi gün. Her sabah gözlerimi onun nefesini yanımda hissederek açmak… bu tarif edilemez bir lükstü, ilk gün onu affetmeyeceğimi söyleyip durdum ama o yanımdaydı kokusu, teni, nefesi. kalbimin unuttuğu bir ritimdi. Ama içimdeki sancı, o kronik ağrı, hâlâ bitmemişti. Onu kaybettiğimi sandığım o kâbus anları, kalbime bir kor parçası gibi gömülmüştü ve kendimin bir parçasını da hep o yasta bırakmıştım. Sürekli yüzüne bakıyordum. Uyurken, gülerken, susarken… Hep aynı soru zihnimde dönüp duruyordu: "Gerçek mi?" Elimi her tuttuğunda, boynumu her öptüğünde karnıma bir ağırlık çöküyor. Gözlerimi yumduğumda hissettiğim o soğuk, koca bir boşluk. Eksiklik. Acı. Bir gece… herkes uyuduktan sonra, evimizin mutfağına geçtim. Buzdolabının beyaz ışığı ve aspiratörün sarı ışığı karanlıkta yalnız kalan tek ışıktı. Avuçlarımı karnımda birleştirdim. Eskiden yaptığım gibi, sanki o küçücük can hâlâ oradaymış gibi. Gözlerim doldu. “Beni affet yavrum…” diye fısıldadım, sesim titriyordu. “Seni koruyamadım. O gün yeterince güçlü değildim. Ama bak… baban döndü. Döndü, biliyor musun? Belki sen onu hiç görmedin, yüzünü göremedin ama ben sana anlatacağım her şeyi. Her gece yine günlüğümüze yazacağım…” Tam o sırada, mutfak kapısında bir gölge belirdi. Yiğit’ti. Sessizce arkamdan yaklaştı. Ellerini belime doladı, başını omzuma koydu. O kadar tanıdık, o kadar sıcak bir histi ki bu, gözyaşlarım durdu. “Konuş benimle,” dedi, sesi boğuktu. “Kendini yalnız bırakma. Biliyorum, hâlâ acıyor. O boşluğu ben de hissediyorum.” Kendimi ona döndürdüm. Gözlerim dolu doluydu, o yeşil gözlerine bakmaktan çekinmedim. “Sen gittin, ben tek başıma kaldım Yiğit. Elimle mezarını kazdım zannettim. Bebeğim… O da gitti. Ne kadar dua ettim onun için. Kalbimle, canımla istedim… ama alamadım. Senden bana kalan bir parçaydı o ama yaşatamadım…” Yiğit gözlerimin içine baktı. Onun gözleri de doluydu. anladım ki, o da benim kadar yanmıştı bu kaybın acısıyla. O da kendisini suçluyordu. “Sana yemin ederim Umay, bir daha hiçbir yere sensiz gitmeyeceğim. Sen nereye, ben oraya. Ama bu da görev be güzelim. Bu saatten sonra, Sen ne yaparsan, ben arkandayım. Her şeyin. Acının, sevdanın, inadının. Hepsiyle birlikte seni seviyorum.” Kollarına bıraktım kendimi. Belki hâlâ tam iyileşmemiştim. Belki o yara, kapanmayacak bir izdi. Belki hâlâ her gece bebeğim için dua ediyordum. Ama artık yalnız değildim. Birliğim, eşim, sancağım yanımdaydı. Sabaha karşı, daha güneş doğmadan, karargâhtan emir geldi. Yeni bir görev. Her zamanki gibi resmi, soğuk bir emir. Yiğit, telefonunu eline aldı, ama bana dönerek önce sordu: “Hazır mısın, Yüzbaşım?” Bu bir soru değildi, bir ortaklıktı. Benim kararıma olan saygısıydı. Ben duraksadım. Omuzlarımdaki üniformanın ağırlığı, kalbimdeki sevdanın ağırlığıyla eşitlenmişti sanki. Derin bir nefes aldım. Gözlerimi Yiğit’in kararlı gözlerine diktim. “Bu kez… birlikte gideceğiz. Sırtımız yeniden birbirimize yaslı.” Karargaha gittiğimizde operasyon anlatıldı hatta operasyon yapılacak bölgeye gelmiştik. Konum: Güneydoğu Sınırı, İnsansız Bölge. Hedef kod adı : "Akrep Yuvası" Büyük bir terör grubunun lojistik ve mühimmat deposu. Tim: Kıdemli Yüzbaşı Yiğit Alp (Tim Lideri), Yüzbaşı Umay Alp (İkinci Komuta), Tomris, Ali, Samet, Kemal, İsmet ve Cihan Gecenin en karanlık anıydı. Nefesimi tuttum. Hava, üzerimizdeki kaya çatlaklarından süzülen buz gibi bir bıçak gibiydi. Toprakta yüzüstü yatıyorduk. Ne karargâhtaki sıcak yatağım, ne Yiğit’in yanımdaki nefesi… Hiçbiri beni bu kadar canlı hissettirmemişti. Burası, ait olduğumuz yerdi. Yiğit, hemen yanımda, yüzü sert bir vaziyette duruyordu. Gözlerinin kenarındaki o ince çizgiler, geri dönüşünün getirdiği huzurla daha az belirgindi ama kararlılığı aynıydı. Elinin tersiyle yanağımdaki tozu sildi. Bir kelime etmedik. Kelimelere ihtiyacımız yoktu, kurşuna ihtiyacımız vardı. Telsizden Tomris'in hafif hırıltılı sesi geldi. operasyonun en kritik…