Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮 𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻

BÖLÜM 34 : KADERİN DANSI

Yazar:

Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮  𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻 - zinolay kitap kapağı
Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮 𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻 kitap kapağı

BÖLÜM 34: KADERİN DANSI Her hikâye mutlu sonla bitseydi yeniden başlamak için sebebimiz olmazdı. Hayat seçimlerden ve düştüğümüzde kalkmasını bilmekten ibarettir. Alice Feeney ​Sabahın ilk ışıkları pencereyi zorlarken, o huzur dolu anın ne kadar geçici olduğunu biliyordum. Yiğit'in kolunun üzerindeki ağırlık... Ben, o kolda yattığım her an, dünyanın tüm kaosundan izole oluyordum. Şimdi, o kol benden ayrılıyordu. Çünkü az önce albay aramıştı. Yiğit açtığı gibi tekbilini vermişti “ KIDEMLİ YÜZBAŞI YİĞİT ALP EMREDİN KOMUTANIM “ demişti. Albay ise keskin bir sesle konuştu. “ Yüzbaşım Hemen gel “ Demişti, Yiğit, sessizce kalkıp formalarını giyerken yüzündeki o keskin kararlılık beni en çok korkutan şeydi. O, askeri kişiliğine bürünürken, benim sevgilim olmaktan çıkıp, ulusal bir görev için bir silaha dönüşüyordu. Arkasından benden kalkıp hazırlandım. Aracımıza binip karargahın yolunu tuttuk. ​Karargâhın beton ve çelik kokusu genzimi yakarken, Yiğit’le yan yana yürüyüşümüz, son dansımız gibiydi. Her fıkrasına gülmek zorundaydım, çünkü o kahkaha, onun içindeki korkuyu bastırdığı gibi, benimkini de bastırıyordu. ​ Albayın Odası: Soğuk Karar ​Albay’ın Emir Subayı sadece Yiğit’in adını söylediğinde, bedenim anında buz kesti. Yiğit’in tek başına çağrılması, sızma görevi demekti. Geceleri beni koruyan o kol, şimdi benden uzaklaşacaktı. ​Camdan içeriyi izledim. Albay’ın parmağı haritadaki bir noktaya sabitlenmişti. O nokta, bana ayrılık diye haykırıyordu. Yiğit dışarı çıktığında, göz göze geldik. O, "Emredersiniz Komutanım!" diyerek benim tüm itirazlarımı baştan kesmişti. Bu, onun beni koruma biçimiydi. Bırak beni de geleyim dememe izin vermiyordu, çünkü biliyordu ki, o zaman ikimiz de zayıf düşerdik. ​Albay’ın sesi, kapının eşiğinde soğuk bir mühür gibi indi: "Umay Yüzbaşım, görev, uzun süreli sızma... Ajan olacak. Eğer bir sıkıntı olursa, bize işaret vermesi yeterli." ​Ajan. Uzun süreli. Bu kelimeler, günlerce,belki aylarca, hatta yıllarca bile onu göremeyeceğim, onunla konuşamayacağım, ona sarılamayacağım anlamına geliyordu. Dudaklarım titredi. Elim, Yiğit’in avucunda sıkışmıştı; o kadar sıkı tutuyordu ki, sanki beni bıraksa düşecekmiş gibiydim. Biz askerdik, ve böyle görevler nadir de olsa gelirdi ancak bu sefer Yiğit tek başınaydı. ​Yiğit, beni köşeye çektiğinde, gözleri haritaların soğukluğunu taşıyordu. 'Akrep' şebekesi,’ kod adım 'Zeybek'... "Elimde tüm şebekeyi çökertecek kanıt olduğu zaman sinyal vereceğim," dedi. "O zamana kadar, ben yokum Umay. Sende biliyorsun ya belki yıllarca olmayacağım kendine iyi bak Umay’ım" dedi sesinde korku vardı ama kendi için değil benim için korkuyordu bunu hissediyordum. ​Ona sarıldım. Sıkıca. Sadece bir gece ve bir sabah daha vardı beraber geçireceğimiz bir geceve bir sabah. ​ ​Yiğit, Zeybek olmak için karargâhın izbe bir odasına çekildiğinde, kendimi spor salonuna attım. Çok Düşünmek, delirtirdi insanı. ​Kum Torbası: İlk yumruklarım öfkeydi. Yiğit'in gidişine olan çaresizliğimdi. Ama her vuruşta, Devrim’in sesi kulağımda çınladı: "Enerjini doğru hedefe kanalize et." Vuruşlarım teknikleşti, mantık geri geldi. Bu ses Devrim’in küçüklük sesiydi. Devrim biz küçükken bile bana “Ben tekvando’ya yazıldım Umay sana da öğreteyim” diyerek haraketler öğretirdi. Bende öğrenmeye çalışırdım. Bu cümle Devrim’in bana en çok söylediği cümleydi. ​Parkurda koşarken, her engel aklıma Yiğit’in önündeki engelleri getiriyordu. Geriye düşmeye başladığım an, Cihan’ın sesiyle irkildim: "Hadi komutanım! Düşme! Düşmek yok!" Ama bu ses, kulağımda Yiğit’in sesi gibi yankılandı Karargâhın sert toprağına bastığım an, o çelikten yapılmış kararlılık geri geldi. Yiğit'in gidişiyle ilgili düşüncelerin beni boğmasına izin veremezdim. Kontrol edebileceğim tek şey, vücudumun ve timimin gücüydü. Ruhuma en iyi gelen şeyi yapacaktım: Koşacaktım. ​"Toplanın!" Sesim, spor alanının boşluğunda tok bir emir gibi yankılandı. ​Tim hemen hizaya girdi. Yüzlerinde o bilindik, saygılı ifade vardı; ama içten içe biliyorlardı ki, bu koşu sadece fiz…

Bölümün tamamını WritePad'de oku