Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮 𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻

BÖLÜM 33 : DUDAKLARIN SUSTUĞU, GÖZLERİN KONUŞTUĞU

Yazar:

Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮  𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻 - zinolay kitap kapağı
Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮 𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻 kitap kapağı

BÖLÜM 33: DUDAKLARIN SUSTUĞU, GÖZLERİN KONUŞTUĞU Seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi Ağır posta paketini neyin nesi belirsiz telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi NAZIM HİKMET ( İLAHİ BAKIŞ AÇISI) ​Gecenin ilerleyen saatleriydi. Şehir susmuş, sokak lambaları sarı bir yalnızlıkla yolları boyamıştı. Yiğitin evliliğinin üzerinden bir hafta geçmişti. Cihan Yiğiti, karargahtan baya uzakta , kıyıda köşede kalmış bir mekânda iki kadeh bir şey içmek için çağırmıştı. ​Cihan’ın gözleri masada zaman zaman dalıyor, sonra bir yudum daha alıyordu. İçkiler arttıkça dili de çözülmeye başlamıştı. Yiğit, başta Cihan’ın sessizliğine alışkın olduğu için çok şaşırmamıştı ama zamanla fark etti ki her kadeh, Cihan’ın içinde sakladığı bir duyguyu ortaya çıkarıyordu. ​Cihan’ın Sınırdışı İtirafı ​“Devrim…” dedi Cihan, bir anda masaya boş gözlerle bakarken. Yiğit kaşlarını çattı. “Ne oldu Devrim’e?” “Devrim...” diye tekrar etti Cihan. Gözleri dolmuş, dudakları titremeye başlamıştı. “Ben… ben onu seviyorum Yiğit. Deliler gibi seviyorum lan!” ​Yiğit, bir an ne diyeceğini bilemedi. Cihan’ın bu kadar açık konuştuğunu nadiren duymuştu. Ama Cihan, artık başka bir adamdı o an. Gururu içkiye karışmış, kelimeleri denetimden çıkmıştı. ​Birden masadan kalktı Cihan. Sendeleyerek yürümeye başladı. “Cihan, nereye gidiyorsun oğlum?” dedi Yiğit, arkasından fırlayarak. ​“Onu göreceğim… Duyması lazım, beni sevmediğini bile bile söyleyeceğim. Kalbimden dökülsün yeter!” diye bağırdı Cihan. Kararlıydı. Ayakta zar zor duruyor ama yüreği günlerdir tuttuğu fırtınaları artık susturamıyordu. ​Yiğit, hızla onu yakaladı. Bileğinden sıkıca tuttu. “Oğlum yapma! Şimdi olmaz. Sarhoşsun sen, ne dediğini bilmiyorsun. Git şimdi uyu, yarın ayık kafayla konuşursun!” ​Cihan, Yiğit’in elini itti. Gözleri alev alevdi. “Hayır kardeşim! Ayıkken bu kelimeler boğazımı tıkıyor, anlıyor musun? Çekil önümden!” ​Yiğit, çaresizce boyun eğdi. Birlikte araca bindiler. Cihan direksiyonda, Yiğit yan koltukta elleriyle kafasını tutmuş, şaşkınlıkla etrafa bakıyordu. ​Cihan, Devrim’in evinin önünde frene bastı. Motorun sesiyle gece yarısı bir uğultu yayıldı sokağa. Ardından Cihan, aracın camını açtı, başını dışarı çıkardı ve tüm gücüyle bağırdı: ​“DEVRİM! SENİ SEVİYORUM! DUYDUN MU BENİ? DELİ GİBİ SEVİYORUM SENİ!” ​Sokakta yankılanan sesi bir bıçak gibi kesti gecenin sessizliğini. Perdelere ışıklar yansıdı, birkaç pencere aralandı. Ve o an… Devrim’in odasının ışığı yandı. ​Devrim, ürkek bir şekilde cama çıktı. Üzerinde sade bir pijama vardı, saçları dağınıktı, “ne oluyor ya gece gece” diyerek cama çıkmıştı. Ama gördüğü manzara karşısında gözleri dehşetle açılmıştı. Camdan boş boş baktı. Göz göze geldiler. ​Cihan, içindeki yangını susturamaz haldeydi. Devrim’in cama çıktığını görünce yüreği yerinden fırlayacak gibi oldu. Radyoyu sonuna kadar açtı. Arabanın hoparlörlerinden Kıraç’ın sesi mahalleyi inletti. ​Cihan, gözlerini Devrim’e dikmişti. Şarkının sözleriyle birlikte, yorgun ama gürültülü bir sesle eşlik ediyordu: — “Kan ve gül, gülle diken, aşkım ve sen. Birbirine dönük sırt sen ve ben…” ​Cihan, hırıltılı ama tutkulu bir sesle eşlik ediyordu. Gözleri Devrim’e dikiliydi. ​— “Bilmem anlatabiliyor muyum? Seviyorum, seviyor musun?” ​Yiğit, insanlara mahcup bir sesle özür diliyordu. Cihan için hiçbir şey bitmiyordu. Hatta yeni başlıyordu. ​— “Ağlıyorum, gülüyor musun?” ​ Devrim’in gözleri doldu. Eli, titreyerek ağzına gitti. Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. ​— “Özlüyorum, gidiyor musun? Sevdikçe itiyor musun?” ​Tüm mahalle susmuştu. “Peki, öyle olsun!” diye bağırdı son dizede Cihan. ​ Devrim evin kapısını açtı. Gözleri yaşlıydı ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Aşka teslim olmuştu. ​“Bilmem anlatabiliyor muyum? Seviyorum, seviyor musun?” ​Yiğit, insanlara dönerek “Teyze… abla kusura bakmayın, vallahi aşk meselesi. Birazdan biter, özür dileriz…” diyordu. ​Cihan, arabada koltuğa yığılmıştı. Yiğit sağ koluna girdi. Devrim de hemen öte…

Bölümün tamamını WritePad'de oku