BÖLÜM 32: KAPIYA BAL, KALBE SEVDA
Yazar: zinolay

BÖLÜM 32: KAPIYA BAL, KALBE SEVDA ( BU BÖLÜMDE KISA BİR + 18 SAHNE OLACAKTIR. RAHATSIZ OLACAKLAR , OKUMAK İSTEMEYENLER VE 18 YAŞ ALTINDAKİLER BU BÖLÜMÜ GEÇEBİLİR ) Gelin arabası evimizin önünde durduğunda, herkesin yüzü aydınlanmıştı. Güneş pırıl pırıl parlıyor, rüzgâr çiçeklerin kokusunu usulca savuruyordu. Bahçeye kurulan beyaz tüller, masal gibiydi. Bu, bizim hikâyemizin kutlandığı gündü. Arabanın kapısını açtıklarında, elim Yiğit’in eline uzandı. Duruşunda bir gurur vardı. Yanımda dikilirken, gözleriyle bana “Ben buradayım,” diyordu. Ve ben içimden “İyi ki…” dedim. İyi ki bu hayatta onunla yürüyordum. Bahçede alkışlar koptu. Tim arkadaşlarımız, karargâhtan dostlar, doktorlar, hemşireler… Hepsi oradaydı. Herkes bir neşe içindeydi. İlk dans için pistin ortasına yürüdük. Müzik başladığında, elim hâlâ Yiğit’in elindeydi. Gözlerimiz birbirine kilitliydi. Zaman yavaşladı. Kalabalık yok oldu. O an sadece ikimiz vardık. Ardından ikinci dans başladı. Bu kez herkes piste akın etti. Cihan, Devrim’in elini tuttu, Devrim önce yüzünü buruşturdu ama sonra gülerek kalktı. Samet, Eylül’e uzandı. Ali ve Tomris karşılıklı gülümsediler. O sırada Zeynep, pistin kenarına geçmişti. Gözleri Kemal’deydi. Kemal kalabalığa karışmıştı ama dans etmiyordu. Ayakta duruyor, herkese gülümseyerek bakıyordu. Yüzünde sıcak bir tebessüm vardı ama Zeynep’in bakışlarını görmedi bile. Gelin pastası kesildi, fotoğraflar çekildi. Herkes doyasıya eğleniyordu. Yiğit kulağıma eğildi, “Bugün senin günün, gözlerim senden başkasını görmüyor,” dedi. İçim ısındı, “göremez zaten komutanım” Dedim gülerek. Oda aynı şekilde gülümsedi kalbim huzurla doldu. Güneş yavaş yavaş alçalmaya başlamış, gökyüzü nar çiçeği renginde boyanmıştı. Ayakkabılar çıkmış, halaylar çözülmüş, havada mendiller dönmeye başlamıştı. Bir ara sandalyeye oturdum, nefes almak için. Cihan hemen mendil tutuşturdu: “Umay Komutan, daha bitmedi!” Güldüm. Yiğit elimden tuttu, “Beraberiz,” dedi. Davul çaldı, zurna inledi. Devrim birden “Şimdi göreceksiniz gerçek oyun neymiş!” deyip ortaya atladı. Cihan onu bırakmadı tabii. Derken Samet, Ali, Tomris, İsmet… Derken tüm tim pistteydi. Ve bir anda… “Bahçe Duvarından Aştım” çalmaya başladı! Öne biz üç kişi geçtik: Ben, Yiğit, Cihan. Hep birlikte ellerimiz havaya kalktı, oyun coşkuya dönüştü. Zeynep bile oynamaya başlamıştı. Uzaktan Kemal’e baktı. Kemal yine sadece izliyordu… Dans edenleri, gülüşenleri izliyor; yüzünde sessiz bir tebessüm vardı. En sonunda Yiğit beni çevirdi, gülerek eğildi ve dedi ki: “Gelin hanım, bu düğün unutulmaz oldu!” Dedi. Gelinliğimle bahçede biraz hava almak için yürüyordum ki, teyzeler birden etrafımı sardı. Birinin elinde küçük bir tencere, tahta kaşıkta parlayan bal… “Adettendir,” dedi komşu Hafize teyze. “Gelin hanımın orasına bal sürülürmüş, öyleymiş gelenek! Tatlı olsun diye!” Gözlerim kocaman açıldı. “Yok artık!” dedim. Hem gelin, hem komutan... Bu kadarını beklemiyordum. Hafiften direttim ama nafile! Dört kadın bir olmuş, beni oturtmuşlardı. Teyze hafifçe kızdı: “Sus kız! Bu ballı gelinlik uğur getirir! Damadın da gönlü olsun biraz değil mi?” Ben hâlâ “Olmaz, sürmeyin!” diye diretirken, teyzelerden biri gelinliğimin altına girdi “LAAN” dedim o anın şokuyla. “NE LAN SUS KIZ ADET BUNLAR” dedi bir diğer teyze. Ve O kaşık kadınlığıma hafifçe dokundu. Yapış yapış bir sıcaklık… Kafamda tek bir cümle döndü: “Gelinliğimle kelebek gibi çıkıp arı gibi yapıştım bal kavanozuna!” Üstüne bir alkış koptu, herkes kahkahalarla gülüyordu. Teyzeler galip gelmişti. Güneş iyice çekilmişti. Gökyüzü laciverte dönüyordu. İçeri çağrıldım. Ellerim biraz titriyordu. Babam elinde kırmızı kuşakla yanıma yaklaştı. Hiç konuşmadık. Babam kuşağı üç kez belime doladı. Bir… İki… Üç… Son düğümü attığında sesi çatallandı: “Allah tamamına erdirsin kızım…” Ben de gözyaşlarımı tuttum. Bugün, güçlü olmalıydım. Sonra ayakkabılarım geldi. Altında Devrim, Cihan, İsmet, Tomris, Samet, Eylül ,Zeynep ve küçücük yazıyla yazılmış , sanırım zorla yazılmış bir…