BÖLÜM 27 : YARALI GÜVERCİN
Yazar: zinolay

BÖLÜM 27: YARALI GÜVERCİN Ayaklarım beni eve götürüyordu ama aklım hâlâ karargâhta, Emre’nin moraran yüzündeydi. Gözüm o anı hatırladıkça, içimdeki o zehirli rahatlama anı beliriyordu. “Keşke daha fazla vursaydım… Keşke sadece yumrukla bırakmasaydım. İçimde ne kadar öfke birikmiş… Ne kadar canım yanmış…” O gün izlediğim video, ağabeyimin kurşunu yediği an… Beni ben yapan her şeyi dondurup bırakmıştı. Eve vardığımda kapıyı sertçe kapattım. Her şeyi içimde tutmaktan yorulmuştum. Üzerimdeki üniforma bir ağırlık gibiydi; geçmişin pisliği, hayal kırıklıklarım, öfkem üzerime sinmişti. Hızla üzerimi değiştirdim, siyah tişört ve eşofmanımı giydim. Aynaya baktım, gözlerimde o videonun ve Emre’nin tehditlerinin yankısı vardı. “Bu böyle olmaz… İçimdeki bu ateşi başka türlü söndüremem…” Kilitleri kontrol edip çıktım. Spor salonuna yürüdüm. Karanlık çökmeye başlamıştı. Salona girer girmez, kimseyle konuşmadan ringin köşesine yürüdüm. Eldivenleri geçirdim. Karşımdaki kum torbası, o an benim için bir kum torbası değildi; Emre’nin yüzüydü, ağabeyimi vuranların silüetiydi. İlk yumruğu vurdum. Sonra bir tane daha. Ve bir tane daha. “Ağabeyimi elimden alanlara… Beni aldatanlara… Güvenimi sömürenlere…” Yumruklarım art arda geldi. Terim aktı, nefesim hızlandı ama durmadım. Sanki her darbe, içimdeki öfkeyi, o zehri biraz daha dışarı atıyordu. Kum torbası savrulduğunda, gözümün önünde Yiğit’in gözleri belirdi. İşte o an durdum. Yumruklarım yavaşladı. Benim savaşım, Emre’yi haklamakla bitmeyecekti. Dizlerimin üzerine çöktüm, derin derin nefes alarak eldivenleri çözdüm. Fiziksel yorgunluk, duygusal acıyı kısa süreliğine uyuşturmuştu. Uzun bir duşun ardından eve geldiğimde, kendimi kanepeye attım. Sessizlik içinde nefes almaya çalışırken kapı çaldı. Açtım. Karşımda Devrim vardı. Gözleri yorgun, yüzü bembeyazdı. O her zamanki neşeli hâlinden eser yoktu. — “Duydum ortalık yıkılmış, ben bir uğrayayım dedim. Sen iyi misin?” Gözleri ciddiydi. Başımı hafifçe salladım. “İyiyim…” dedim ama sesim çoktan beni ele vermişti. Devrim hemen durumu anladı. — “Sana ben bir kelle paça kaynatayım. İnsanın sinirini bile yumuşatır, bayılıyorum şu çorbaya,” deyip göz kırptı. ilk kez gülümsedim. — “Teşekkür ederim, Devrim.” O mutfağa yönelirken, ben pencereden dışarı bakarken buldum kendimi. Gökyüzü griye çalıyor, ama benim içimde zaman durmuş gibiydi. Devrim mutfaktayken sesler kokular gelmeye başlamıştı. Devrim tarifi, sayarak yapıyordu. … Devrim’in Mis gibi şifa deposu meşhur Kelle Paça Çorbası Tarifi 1 adet kuzu kelle veya 2-3 adet kuzu paça (ayak) ben ikisini karıştırıyorum. Eti baya geçecek kadar su 1 yemek kaşığı tuz Güzelce haşlayın. Tam piştiğinden emin olun. Terbiye Malzemeleri 2 yemek kaşığı tepeleme un 2-3 yemek kaşığı yoğurt (isteğe bağlı) veya 1 yumurta sarısı (Ben yumurta kullanmıyorum.) Yarım limon suyu Yarım su bardağı soğuk su (veya haşlama suyu) Sarımsaklı Sirkeli Sos (Tercihe Göre Servis İçin ama kesin katın derim .) 5-6 diş sarımsak Yarım çay bardağı sirke Yarım çay kaşığı tuz (sarımsakları ezmek için. Kolay ezilir tuzla.) Son Dokunuş (Tereyağlı Kırmızı Biber Sosu) 2 yemek kaşığı tereyağı 1 tatlı kaşığı pul biber veya toz kırmızı biber. Yapılışı (bilmeyenler için adım adım yazdım.) Temizlik : Kelle ve paçaları kasaptan temizlenmiş olarak alsanız bile, evde musluk altında akan suyun altında çok iyi yıkayın. Birkaç saat suda bekletip suyunu sık sık değiştirmek, varsa kalan kirin arınmasını sağlar. Haşlama: Kelle ve paçaları düdüklü tencereye alın. Üzerini 3-4 parmak geçecek kadar su ekleyin. 1 yemek kaşığı tuz atın. Pişirme: Düdüklü tencerenin kapağını kapatın. Ses çıktıktan sonra kısık ateşte en az 1,5 - 2 saat (paçalar için 2 saat idealdir) yumuşacık olana kadar haşlayın. Etleri Ayıklama: Pişen etleri ve paçaları sudan çıkarıp bir tabağa alın ve soğumaya bırakın. Haşlama suyunu (tüm şifa burada sakın ziyan etmeyin.) bir kenara süzerek ayırın. Doğrama: Soğuyan etleri, kemiklerden ve deriden ayırarak ufak ufak,…