BÖLÜM 26 : GEÇMİŞİN YÜKÜ
Yazar: zinolay

BÖLÜM 26: GEÇMİŞİN YÜKÜ Herşeyi yazarım da, zamanı yazamam o yazar çünkü, beni. Yazar beni, yavaş yavaş özenli ORUÇ ARUOBA Karargâha geri döndüğümde üstümdeki kıyafetler bile ağır geliyordu, yaptığımız eğtim başta Samet olmak üzere hepimizi yormuştu . Adımlarım ağır, kafam doluydu. Tam odamın kapısından içeri girecektim ki, karşımda tanıdık mide bulandıran bir silüet belirdi. Emre. Beni en yakın arkadaşımla aldatan, güvenimi yerle bir eden o adam. Gözlerim istemsizce kısıldı, içimdeki öfke bir volkan gibi yükseldi. — "Umay," dedi, o sahte ve iğrenç özgüveniyle yaklaştı. — "Senin burada ne işin var Emre?" dedim, dişlerimi sıkarak. Sesim. İstemsizce yüksek çıkmıştı sesim. Karargahın o soğuk duvarlarında yankılandı. — "Ben askerim Umay. Her an her yere tayin çıkabilir. Buraya da çıktı işte." İçimden fırtınalar kopuyordu. Tayin... aynen canım kesin tayin’ dir o. — "Bunca yıl geçti. Gel, unutalım artık olanları," dedi. — "Sen ciddi misin? Beni arkadaşımla aldatmıştın! Bunu nasıl unutayım? Benim geleceğimi, kurduğum hayalleri..." — "Bir hataydı..." Bir hataydı... Sanki ben, bir hatadan ibarettim. — "Benim sevgilim var artık!" diye haykırdım aniden, bir savunma mekanizması olarak. O an, sadece onu susturmak istiyordum. Tam o anda, yanımdan o tanıdık ses duyuldu: — "Umay? Her şey yolunda mı?" Başımı çevirdim. Yiğit geliyordu. Fırsat bu fırsattı. Emre’nin yüzüne bakarak, gururla ama soğukça söyledim: — "Bak, sevgilim geliyor. Tanıştırayım... Yiğit." Yiğit duraksadı. Gözleri büyüdü, ne yapacağını bilemediğini gördüm. Şaşkınlık, tüm yüzüne yayılmıştı. — "Sevgilim mi?" diye fısıldadı, sadece bana duyuracak şekilde. Ona göz ucuyla baktım. Affet Yiğit... Sadece bu anı atlatmam lazım. Emre ise donakaldı. Bakışları Yiğit’e, onun güçlü ve sarsılmaz duruşuna kaydı. Yüzündeki özgüven çatlamaya başlamıştı. — "Sen... Ciddi misin?" — "Seni ilgilendiren bir konu değil," dedim, sesim kristal gibi keskin ve soğuktu. "Yaklaşma bana!" Arkamı döndüm. Yiğit, şaşkınlığı bir kenara bırakıp profesyonel bir hızla benimle birlikte yürümeye başladı. O an, onun arkamdaki varlığı, tüm dünyadaki en sağlam zırh gibi hissettirdi. Ama Emre son bir hamle yaptı. O tehditkar sesiyle bağırdı: — "Umay! Ne olursa olsun... Benim olman için her şeyi yapacağım! Bunu unutma!" Yiğitin tutmağım elini sıktığını fark ettim. LANN diye arkasını dönüyoırdu ki onu durdurdum . --- “ Yiğit dur uğraşma değmez. Siktir et “ dedim gözlerimi gözlerine kilitleyerek. Adımlarımı sıklaştırdım. Geçmişin gölgesi bazen karşına dimdik dikilir. Ama ben artık o gölgede kalmayacaktım. Önümde yürüyen Yiğit gibi... Işığa doğru dimdik yürüyeceğim. Odaya girdik. Kapıyı kapattığımda derin bir nefes verdim. Sırtımı kapıya yasladım. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu. Yiğit, bir süre hiçbir şey söylemedi. Gözleriyle beni yokladı. Sesi yumuşaktı ama içinde hassas bir kırılma vardı. — "Sevgilim mi?" dedi. Başımı çevirdim, göz göze geldik. — "Durumu kurtarmam gerekiyordu," dedim, kısa ve net. — "Yani... Oyundu?" sustum. O sessizlik, yalanla gerçek arasındaki ince çizgiyi belirliyordu. — "Hayır," dedim, sesim yavaşça alçaldı. "Yani... evet. Ama... bilmiyorum Yiğit." Yaklaştı. Gözlerinde merakla karışık, kırgın ama sıcak bir şefkat vardı. — "Umay, sadece şunu bilmem gerekiyor: Bu sadece o şerefsizi susturmak için mi söylenmiş bir söz... yoksa içinde bir gerçek payı da var mıydı?" Yalan söyleyemezdim. Ama gerçeği de tam olarak bilmiyordum. Kalbim onun yanında huzur buluyordu, evet. Ama hâlâ kırık döküktüm. Belki de... bu enkazın içinden elimi tutan ilk kişi Yiğit olmuştu. İlk kez güvendiğim, sarsılmaz bir kale. — "Yiğit... Bu sana haksızlık biliyorum. Ama... senin yanında kendimi güvende hissediyorum. Bugün o cümle ağzımdan refleksle çıktı ama... belki de içimde bir yerlerde, çok uzun zamandır söylemek istiyordum." Yiğit’in yüzü yumuşadı. — "Umay, ben seni zorlamak istemem. Ama yanında olmama izin ver. Geçmişin seni boğmasına izin verme. Şu an buradayım. Ve sana zarar vermeyeceğim."…