Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮 𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻

BÖLÜM 25 : KIRIK KALKANIN GÖLGESİ

Yazar:

Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮  𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻 - zinolay kitap kapağı
Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮 𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻 kitap kapağı

BÖLÜM 25: KIRIK KALKANIN GÖLGESİ ​ ​ Eylem’i kaybedeli tam on gün olmuştu. Koca on gün… Zaman sanki durmuştu; ne ilerliyor ne de geriye sarıyordu. Acı dinmiyordu, hafiflemiyordu. Ama hayat, tüm ağırlığıyla, tüm zorunluluğuyla devam ediyordu. Gözlerimizdeki hüzün, içimizdeki sızı hiç azalmamıştı. Ama en çok, Kemal için zordu bu süreç. Çünkü o, Eylem’i sevdiğini çok geç, geri dönülmez bir anda anlamıştı. ​O gece… Gözlerinin önünde, kollarının arasında kayıp gitmişti Eylem. Elinden gelen her şeyi yapmış, ama onu hayatta tutamamıştı. Belki de bu yüzden, kendini asla affedemiyordu. ​Şehadetinden sonra üç gün boyunca ortalıkta görünmedi Kemal. Mesleği bırakmayı düşündü. kendi içinde savaşı kaybetmişti. Ama biz buna izin vermedik. Defalarca söyledik ona: Ne kadar acı verse de, yüzleşmesi gereken bir gerçek vardı —ölenle ölünmüyor, ölüm geride kalanlar içindi. ​Ama o, bunu kabul etmek istemedi. Her seferinde gözleri dolu dolu baktı yüzümüze. Sanki bir çıkış yolu bekliyordu bizden… Ama biz de çaresizdik. Ne söylesek, ne yapsak boştu. Eylem’in yokluğu, Kemal’in içini oyup geçmişti. ​İlk gün odasına kapandı, kimseyle konuşmadı. İkinci gün Eylem’in eşyalarını toplamaya çalıştı, ama hiçbirine dokunamadı. Üçüncü gün sadece sustu. O sustukça biz de sustuk. Çünkü bazı acıların tarifi yoktu. Bazı kayıpların tesellisi olmazdı. ​Dayanamadık. Bir gece toplandık, yanına gittik. Konuşmasa da olurdu, ağlasa, bağırsa… Yeter ki içine atmasın, kendini bu acının içinde kaybetmesin. ​Gözlerine bakmak istedik. Gözlerini yere indirdi. Sessizce geçen bir saatin ardından ağzından şu cümle döküldü: ​“O yaşamalıydı… ben değil.” ​İşte O cümle, içimizi paramparça etti. ​Sonra yeniden sustu. Gözlerinden yaşlar süzülürken tekrar konuştu: ​“Ölenle ölünmüyor, değil mi?” ​İlk kez gerçekten bizi duyduğunu hissettik. Ama biliyorduk, bu kolay olmayacaktı. Çünkü bazı yaralar, zamanla bile kapanmazdı. ​ ​Kemal, yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı. Tim, Benim liderliğimde görevlere devam ediyordu. Hatta yeni biri katılmıştı tim’e: Ali. ​Ali, tıpkı Eylem gibi başarılı bir askerdi. Disiplinliydi, kararlıydı, zekiydi. Ama Kemal, ona hiç ısınamamıştı. Belki de Eylem’in yerini kimsenin dolduramayacağını düşündüğü içindi. ​Derken bir operasyon emri geldi. Bir dosya, masanın üzerine sertçe bırakıldı. ​OPERASYONUN ADI : ŞEHİT ER EYLEM GÜN ​Hepimiz sustuk. Bu isim bile içimizdeki tüm duvarları yerle bir etti. Operasyonun detayları anlatılırken Kemal, sessizce yumruklarını sıktı. Bu görev, onun için sadece bir terörle mücadele değil, Eylem’e verilmiş bir sözdü; bir onur borcuydu. ​Hazırlıklar başladı. Ama bu sefer herkesin omzunda görünmeyen bir yük vardı. Bu görev, kaybettikleri bir kahramanın anısını taşıyordu. ​Kemal, odasında haritaları incelerken göz ucuyla Eylem’in fotoğrafına baktı. Masanın köşesinde duruyordu. Derin bir nefes aldı. Yüzüne hiçbir şey yansıtmasa da, hepimiz onun ne hissettiğini biliyorduk. Yüzünde, geçmişle ve görevle yüzleşmenin kaçınılmaz yükü vardı. ​Operasyon günü geldiğinde tim, sessizce hareket etti. ​Operasyon Kodu: Şehit Er Eylem Gün Operasyon Amacı: Terörist bir grubun etkisiz hale getirilmesi, örgütün liderinin yakalanması. Hedef: Terör örgütü elebaşı, bölgedeki yeraltı sığınağında barınıyor. Operasyon Tipi: Hedefe yönelik infilak, kısa süreli çatışma ve elebaşını yakalama. ​Araziye giriş yapıldığında sessizlik hâkimdi. Herkes tetikteydi. Ama Kemal’in içindeki sessizlik, dışarıdakinden çok daha derindi. Her adımda Eylem’i hatırlıyordu. Yanında olması gerekeni… Ama artık yoktu. Ve bu görev… Yalnızca düşmana değil, Kemal’in içindeki boşluğa karşı verilen bir savaştı. ​ Gecenin zifiri karanlığı, üzerimizdeki kamuflajlarla birleşip bizi görünmez birer gölgeye dönüştürmüştü. Botlarımın altındaki kuru dalların çıtırtısını bile bastıracak kadar eğitimli, nefes alışımızı bile düzene sokacak kadar disiplinliydik. Timin başında, en önde ilerlerken her sinirim yay gibi gergindi. Kulaklığımdan gelen o hafif hışırtı, ekibimin arkamda birer hayalet gibi süzüldüğü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku