BÖLÜM 24 : KANAYAN YEMİN
Yazar: zinolay

BÖLÜM 24: KANAYAN YEMİN Davul zurna ile yolcu etmiştik Beraber oynayıp halay çekmiştik Biz seni vatana asker etmiştik Son kez öpeyim seni ŞEHİT yavrum SELİM ŞENGÜL Kemal, o koca yürekli adam, şimdi titrek bir çocuğa dönmüştü. Cebinden çıkardığı Türk bayrağını titreyen elleriyle açtı ve Eylem’in cansız bedeninin üzerine, sevdiği kadını bir gelinliğe sarar gibi, özenle serdi. İçimden bir söz geçti: "Ne için yaşarsan , üstüne onu örterler." İşte şimdi bu söz, gözlerimizin önünde, en acı ve en gerçek hâline bürünmüştü. Eylem, uğruna can verdiği bayrakla örtülmüştü. Bir anda Yiğit’in gür sesi, o ağır sessizliği deldi: "DİKKAT!" Hepimiz birer heykel gibi dimdik durduk. Başımız dikti ama yüreğimiz bir yangın yeriydi. Gözlerimiz Eylem’in örtülü bedeninde, kalplerimiz param parçalanmıştı. Sağ elimizi başımıza götürdük, asker selamıyla saygı duruşuna geçtik. O bir dakikalık sessizlik, binlerce kelimeden, binlerce çığlıktan daha ağırdı. Sanki zaman, Eylem'in son nefesiyle birlikte durmuştu. Sadece rüzgârın hafif uğultusu ve içimizde kopan fırtınalar vardı. Ben dişlerimi sıktım, dudaklarımın arasından tek bir hıçkırığın kaçmasına izin vermedim. Ama Samet’in sessiz gözyaşlarını görmezden gelemedim. Eylem, vatanı için toprağa düşmüştü. Ve şimdi, uğruna can verdiği bayrak, onu sonsuzluğa uğurluyordu. Saygı duruşu sona erdiğinde kimse yerinden kıpırdayamadı. Eylem’in üzerine örtülen bayrak, onun vatanla son, en şerefli buluşmasıydı. Ama en çok yıkılan… Kemal’di. O, savaş meydanlarında dimdik duran, düşmanın üzerine korkusuzca atılan Kemal, şimdi dizlerinin üstüne çökmüş, bütün gücü tükenmişti. Elleri titreyerek Eylem’in soğuyan elini avuçlarının arasına aldı. Nefesi kesik kesikti, yutkunamıyordu. Boğazında, koca bir dağ kitlenmişti sanki. "Eylem..." dedi boğazında düğümlenen bir sesle. Sesi, kelimeleri zorlukla taşıyordu, titredi, yarım kaldı. Başını eğdi, alnını Eylem’in üzerine örtülen bayrağa yasladı. Gözlerinden süzülen yaşlar, bayrağın kumaşına düşen birer veda lekesi gibiydi. Yanındaki herkes sessizdi. Yiğit bile gözlerini kaçırdı, çenesini sıktı. O, Eylem’in ardından ilk kez böyle ağlıyordu. İlk kez gözyaşlarını tutmadan, içindeki yangını, o adamın gururunu hiçe sayarak serbest bırakıyordu. "Sen artık ölmedin, Eylem…" dedi titreyen sesiyle. "Sen şimdi dalgalanan her bayraktasın, bu toprağın her zerresindesin. Sen benim kalbime kazındın, seni seviyorum Eylem, seni seviyorum Ötüken bakışlım." Herkes başını eğdi. Hıçkırıklar duyulmaya başladı. Gökyüzü bile ağlıyordu. Ve biz, Eylem’in cansız bedeni başında, içimizdeki kor ateşle sessizce yanmaya devam ettik. Eylem’i helikoptere bindirmiştik. Cansız bedeni hafif, ama yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Sonuçta vatan için şehit olmuştu. Civildeki sivilleri de bindirdikten sonra en son biz yerleştik. Helikopter havalanırken, kelepçeli Viktor’un sırıtarak konuşmasıyla ortam zehirlendi: “Ne oldu? Arkadaşınız mı geberdi?” Öfkem bir anda tepeme çıktı. “Kes lan sesini!” diye bağırdım. Ama en sert tepkiyi Kemal verdi. O an, bütün acısı, bütün öfkesi Viktor’a yöneldi. Daha fazla dayanamayarak bir anda Viktor’un boğazına yapıştı. “Sen kimsin lan bizim askerimizi ağzına alıp oyuncak ediyorsun ha?! Kimsin sen şerefsiz it, seni bir sikerim etrafımızda dört dönersin, götlek herif!” diye hırlıyordu. Kemal’in gözleri öfkeyle kararmıştı, Viktor’un yüzü mora dönmeye başlamıştı. “Kemal, yeter! Kemal! KEMAL!” diye bağırdık ama duymuyordu. Yiğit, tek hamlede Kemal’i Viktor’dan ayırdı. Viktor boğazını tutarak öksürmeye başladı. İçimden, Geber şerefsiz, geber! diye ama bu adam bize lazımdı. Kemal ise hıçkırıklarla ağlıyordu. Helikopterin içinde ölüm sessizliği vardı. Sadece motorun uğultusu ve Kemal’in boğuk hıçkırıkları duyuluyordu. Herkes bir köşeye çekilmiş, öfkesini ve acısını içine gömmeye çalışıyordu. Kemal başını ellerinin arasına aldı, dizlerine kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. "Ben... Ben onunla aynı operasyona girdim. Aynı ekmekten yedik, aynı mermilerden kaçtık. Birbirim…