Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮 𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻

BÖLÜM 20 : ÇEMBER ORTASI

Yazar:

Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮  𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻 - zinolay kitap kapağı
Asker sözü 𝓜𝓪𝓱ş𝓮𝓻𝓮 𝓚𝓪𝓭𝓪𝓻 kitap kapağı

BÖLÜM 20 : ÇEMBER ORTASI ​Cihan, normal odaya geçişinin üçüncü gününde, iyileşme sürecinin yarattığı hareketsizlikten bıkmıştı. Vücudunun her zerresi, onu yatağa mahkûm eden bu tıbbi zorunluluğa isyan ediyordu. Devrim ise, onun doktoru ve arkadaşı olarak, bu durumu fazlasıyla farkındaydı ve Cihan’ın sabırsız, neredeyse çocuksu tavırları karşısında bazen kendini gülmekten alıkoyamıyordu. ​O gün, Devrim rutin kontrollerini yapmak üzere odaya girdiğinde, Cihan’ı yatağın başında oturmuş, gözlerini tavana dikmiş, sanki hayatın anlamını sorguluyormuş gibi buldu. Bu pozisyonu, taburcu izni için uygun bir an kolladığı anlamına geliyordu. Devrim’in varlığını fark edince, yüzünü çevirdi ve sanki son üç gündür sorulmamış gibi, en masum ifadesini takınarak sordu: ​"Doktor Hanım, bugün... nihayet taburcu oluyorum, değil mi?" ​Devrim, hemşire edasıyla değil, bir komutan disipliniyle kollarını kavuşturdu ve başını yavaşça iki yana salladı. "Sana kaç kez söyledim, Cihan? Hâlâ tam olarak iyileşmedin. Vücudunda enfeksiyon var toparlanması, biz sana boşamı sürekli serum takıyoruz Cihan." ​Cihan kaşlarını dramatik bir şekilde çattı. "Ama gayet iyiyim! Bak," dedi ve sağlam kolunu salladı. "Yürüyebiliyorum, hatta," sesi alçaldı, "seni sinirlendirebiliyorum bile! Bunlar yeterli iyileşme belirtisi değil mi?" ​Devrim gözlerini devirdi, bir doktorun hastasına duyduğu sabır ile karışık duyduğu şefkatin karmaşası içindeydi. "Senin şaka yapman, iyileştiğin anlamına gelmiyor. Sena özel beslenme lazım. Hem, vücudunun toparlanması için de . Özelikle kolajen takviyesi şart." ​Cihan’ın yüzüne hemen bir kuşku yerleşti. "Ne demek 'özel beslenme'? ne demek kolojen?, Hastane yemeklerinden bahsediyorsan, inanın savaş meydanında yediğimiz tayınlar daha iştah açıcıydı." ​Devrim, bu yoruma sadece sinsi bir gülümsemeyle karşılık verdi ve kapının yanında duran hemşireye işaret etti. Birkaç saniye sonra hemşire, elinde buharı tüten, ağır bir koku yayan çorba tabağıyla geri geldi. ​Cihan, tabaktan yükselen o yoğun, Et kokusunu alır almaz kaşlarını tavana kadar kaldırdı. "Bu da ne?!" diye sordu, sesi şüpheden çok dehşet doluydu. ​Devrim sakince cevapladı: "Kelle paça çorbası. İlikte katıldı. Bağışıklığını güçlendirecek, kolajen depolarını dolduracak ve iyileşmene hız katacak. İç bakalım." ​Cihan’ın yüzü o an görülmeye değerdi; dehşet, tiksinti ve isyanın eşsiz bir karışımıydı. "Yok artık! Doktor Hanım, bu çorbayı asla içmem! Tıbbi terör uyguluyorsunuz!" ​Devrim kollarını çözüp ellerini beline koydu, otoritesini tam olarak ilan etmişti. "Öyle mi? O zaman hastanede kalma süreni bir hafta daha uzatıyorum. Yan etkileri ise bol bol hastane pidesi." ​Cihan anında itiraz etti. "Bu düpedüz tehdit! Bir askeri zorla kelle paça içirmeye çalışmak, Cenevre Sözleşmesi'ne aykırı!" ​Devrim omuz silkti, hiç aldırış etmeden. "Sen bilirsin. Ama içmezsen iyileşmen gecikir, ben de seni tutarım. Unutma, benimle inatlaşan hastalar çok uzun kalır." ​Cihan derin bir nefes aldı, çorbayı kokladı ve yüzünü buruşturdu. Gözlerini kapattı, sanki bir intihar görevine hazırlanıyordu. Çaresizce kaşığı eline aldı, içinden bir küfür mırıldandı ve ilk kaşığı ağzına götürdü. ​Devrim, kollarını kavuşturmuş, laboratuvar sonuçlarını bekleyen bir bilim insanı edasıyla onu izliyordu. ​Cihan, bir süre zoraki çorbayı yudumladıktan sonra pes edip kaşığı tabağa bıraktı. "Tamam, tamam! İçiyorum işte! Ama bunu unutmayacağım, Doktor Hanım. Bu işkenceyi bir kenara not ettim." ​Devrim hafifçe gülümseyerek kaşlarını kaldırdı. "Unutmazsan sevinirim. Sağlığın için seni kelle paçayla tehdit ettiğimi bilmen, bana yetiyor." ​Cihan içini çekti. "Bana neler yapıyorsun, Devrim... Benim Doktorum olman, beni bu kadar uğraştırmanı gerektiriyor mu?" ​Devrim, çorbanın yarısının içildiğini görünce tatmin olmuş bir şekilde başını salladı ve odadan çıkmadan önce hafifçe gülümseyerek ekledi: "Beni daha fazla uğraştırmazsan, daha fazla kelle paça yemen gerekmez. İyileş ve sahana dön." ​Cihan, başını yastığa gömdü. O an, kelle paça içmektense…

Bölümün tamamını WritePad'de oku