BÖLÜM 19 : İKİ İRADE
Yazar: zinolay

BÖLÜM 19: İKİ İRADE Cihan, yoğun bakım odasının soluk, steril beyazlığında derin bir uykudaydı. Ameliyat, Devrim’in çelikten ellerinde başarılı geçmişti; kurşun çıkarılmış, hasar onarılmıştı. Ancak vücudu, hâlâ o büyük travmadan sonraki toparlanma sürecindeydi. Serum askısı, monitörlerin ritmik bip sesi ve yüzündeki oksijen maskesinin buğusu, durumunun ciddiyetini sessizce hatırlatıyordu. Devrim, sabahın ilk ışıkları koridorları aydınlatırken odasına girdi. Nöbetçi hemşirelerden hastanın gece boyunca stabil kaldığı bilgisini aldıktan sonra, sessizce yatağın kenarına, metal bir sandalyeye oturdu. Dosyasını inceledi. Nabzı düzenliydi, kan basıncı yavaşça normal sınırlarına çekiliyordu. Hayatta kalma iradesi, tıpkı sağlam bir askeri emir gibiydi. "İyi gidiyorsun, Cihan," diye mırıldandı, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Ardından, hemşireye döndü: "Pansumanı açalım. Dikiş hattını kontrol edeceğim." Pansumanı çıkardığında, Devrim’in cerrahi ustalığı kendini belli ediyordu; dikişler temiz ve nizamiydi. Omzunun hâlâ hareketsiz kalması şarttı. İşini bitirip pansumanı yenilerken, Cihan’ın alnına bir anlığına dokundu. "Uyanınca beni gereksiz yere uğraştırmazsan sevinirim," dedi, dudaklarında hafif, çabucak kaybolan bir gülümseme belirmişti. Tam o anda, Cihan gözlerini araladı. Görüşü hâlâ bulanıktı, ama Devrim’in o keskin, kendinden emin siluetini seçebiliyordu. Sesi kuru bir fısıltıydı, aklındaki tek soruyu sordu: "Ne oldu...şehitmi oldum? Cennettemiyim?" Devrim, içini çekerek, bir komutanın yorgunluğuna benzer bir ifadeyle baktı ona. "Evet, sen öldün," dedi, gülen sesine rağmen gözlerinde gizli bir şefkat vardı. "Hareketsiz kalman lazım, yoksa iyileşmen gecikir, Cihan." Cihan, yorgunluğun altından sıyrılan omuz silkme girişimiyle hafifçe gülümsedi. "Beni tutabilecek misin bakalım, Doktor Hanım? Ben yatakta kalmayı pek sevmem." Devrim gözlerini devirdi, ama dudaklarının kenarı seğiriyordu. "Bu kadar enerjin olduğuna göre iyileşiyorsun demektir. Ama şaka yapmayı bırak da dinlen. Şu an tek görevin bu." Cihan, emri almış bir asker gibi gözlerini kapattı. "Emredersiniz." Ertesi gün, Devrim yine Cihan’ın odasına girdi. Bu kez hastasının gözleri daha açıktı, bakışları daha keskindi. Cihan, Devrim'i görür görmez gözlerini kıstı, yaramaz bir çocuk gibi sordu: "Bu kadar sık geliyorsun. Yoksa beni mi özledin, Doktor Hanım?" Devrim, eldivenlerini takarken kaşlarını kaldırdı. "Seni iyileştirmezsem Yiğit başımın etini yer. O yüzden hayır, işimi yapıyorum. Seninle uğraşmak, dosya doldurmaktan daha yorucu." Cihan hafifçe gülümsedi. "Yiğit benden daha mı korkutucu yani?" Devrim, pansumanı değiştirirken başını bile kaldırmadan cevapladı. "Şu an için evet, çünkü sen hastasın ve itaat etmek zorundasın. Ama iyileşince... o zaman seninle ilgilenmek benim için bir zorluk haline gelecek." Cihan gülerek başını yastığa yasladı. "Bunu sabırsızlıkla bekliyorum, Doktor Hanım." Devrim, kafasını hafifçe salladı. "O zamana kadar uslu dur, tamam mı? Yoksa yoğun bakıma geri alırım vallahi operasyonlar iptal." Cihan, gözlerini kapatırken mırıldandı: "Tamam, tamam..." Devrim odadan çıkmadan önce bir an durdu. Cihan’ın omuzlarında taşıdığı yükün hafiflemesi, Devrim’in içindeki gerilimi de çözüyordu. Kapıyı kapatmadan önce hafifçe gülümsedi. "İyileşiyorsun, Cihan. Yakında buradan çıkacaksın." Cihan, gözlerini kapatırken bu sefer daha yüksek sesle ve minnetle mırıldandı: "Sayende, Doktor Hanım... Sayende." UMAY’DAN Sonunda o beyaz duvarlardan, ilaç kokulu çarşaflardan kurtulmuştum. Fizik tedavi süreci beklediğimden çok daha zorlu geçmişti ama her acıyan kasım, beni omuzlarımdaki o asil ağırlığa, üniformama bir adım daha yaklaştırıyordu. Yiğit ile birlikte Karargâh'ın nizamiyesinden içeri adım attığımızda, ciğerlerime dolan o sert, barut ve çelik karışımı havayı dünyanın en pahalı parfümüne değişmezdim. "Evim gibi hissettiriyor," diye fısıldadım. Sesimdeki huzur, ruhumun sonunda ait olduğu yere döndüğünün kanıtıydı. Yiğit’in yüzündeki o korumacı ama…