BÖLÜM 17: MAVİ VE SİYAHIN KARIŞMASI
Yazar: zinolay

BÖLÜM 17: MAVİ VE SİYAHIN KARIŞMASI Seni düşünürken Bir çakıl taşı ısınır içimde Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar Bir gelincik açılır ansızın Bir gelincik sinsi sinsi kanar (BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU) Güneş, Şırnak’ın sarp dağlarının ardından yükselirken, şehir merkezi yavaş yavaş hareketleniyordu. Samet Kara, yaklaşan operasyon öncesi standart birliğin verdiği ekipmanların yanına, daha ergonomik bir silah kılıfı ve taktik eldiven bakmak için şehirdeki meşhur bir taktik malzeme mağazasına uğramıştı. Burası, bölgedeki personelin eksiklerini kapattığı, buram buram deri ve Cordura kumaş kokan profesyonel bir yerdi. Samet,elindeki botları inceleyip reyonların arasında hızla ilerlerken zihni yapılacaklar listesiyle doluydu. Tam o sırada, yüksek rafların oluşturduğu kör bir noktadan çıkan silüeti fark edemedi. Sert bir çarpışma oldu. Samet, kaya gibi sağlam duruşu sayesinde sadece omuzlarından sarsıldı ama karşısındaki kişi beklenmedik darbeyle geriye doğru sendeledi. Ancak çarptığı kişi, bir yayın gerilmesi gibi inanılmaz bir refleksle anında dengesini kurdu ve dikleşti. Samet kafasını kaldırdığında; yaklaşık 1.60 boylarında, atletik yapılı, her bir kası disiplinle yoğrulmuş bir kadınla göz göze geldi. Üzerinde sivil kıyafetler olsa da, kadının bakışlarındaki o keskinlik "ben askerim" diye bağırıyordu. Kadın, sesindeki net ve otoriter tınıyla, "Biraz etrafınıza baksanız iyi olurdu," dedi. "Herkes sizin kadar aceleci olmak zorunda değil." Samet hafifçe gülümsedi. "Haklısınız. Afedersiniz. Görünüşe göre ikimiz de operasyon öncesi benzer bir telaş içindeyiz." mesafeli bir şekilde "İyi günler," diyerek hızla yanından geçti. Kadın, soğukkanlı bir profesyonellikle Samet’i süzdü. Bu, bir askerin rakibini veya müttefikini tarttığı o meşhur bakıştı. Gözleri Samet'in yüzünde bir saniye oyalandı ama tanıma belirtisi göstermeden Kadın uzaklaşırken Samet’in içini garip bir his kapladı. Bu ses tonu, bu dik duruş... Zihninin dehlizlerinde bir yerlerde bu frekans kayıtlıydı. Telefonunu cebinden çıkardığında, dün gece kendisini arayan o isimsiz ama otoriter numarayı çevirdi. "Şu üsteğmeni bir arayayım da, Şırnak'a varmış mı öğreneyim," diye mırıldandı. Tam o sırada, mağazanın rafları arasında bir melodi yükseldi. Samet’in telefonuyla tam olarak aynı saniyede çalmaya başlayan, bir askeri marşı andıran o telefon melodisi... Az önce çarpıştığı kadın, çantasından telefonunu çıkarıyordu. Samet telefonu kulağına götürdü; kadın da aynı anda açma tuşuna bastı. "Alo?" diye sordu kadın, mesafeli bir tonla. "Alo?" dedi Samet, doğrudan kadının sırtına bakarak. O an, kadın yavaşça etrafında döndü. Telefonu kulağından indirirken, Samet’in yüzündeki alaycı gülümseme onun şaşkınlıkla karışık zeki bakışlarına çarptı. "Samet Kara," dedi Eylül. Sesi artık telefondan değil, mağazanın o loş havasından doğrudan geliyordu. Samet telefonu cebine atıp bir adım öne çıktı. "Eylül Çeltek... Demek tanışma randevumuz, karargah koridorları yerine bir taktik malzeme mağazasının reyonu olacakmış. Hoş geldiniz Üsteğmenim." Samet elini uzattı. Eylül, bir anlık duraksamanın ardından bu meydan okumayı kabul ederek Samet’in elini sıktı. Kavrayışı en az Samet’inki kadar sert ve kendinden emindi. "Aceleci tavırlarınız, Kara... Gördüğüm kadarıyla sadece saha operasyonlarında değil, malzeme seçerken de devam ediyor," dedi Eylül, dudaklarının kenarında beliren ince bir gülümsemeyle. Samet gözlerini kısarak karşılık verdi: "Bizim işimizde saniyeler hayat kurtarır, biliyorsunuz. 'göreviniz yarım kaldığını düşündünüz sanırım '. Tamamlamak için mi geldiniz?" Eylül kollarını göğsünde kavuşturdu. "Tamamlamak için geldim. Ama sanırım önce seni biraz daha yakından tanımalıyım. Aynı tarafta olsak bile, kimi geçeceğimi bilmek zorundayım." Mağazanın içinde, iki güçlü karakterin arasındaki o görünmez rekabet kıvılcımları çakmaya başlamıştı. "Eğer tanışmak istiyorsanız," dedi Samet, kapıyı işaret ederek. "Gelin bir kahve içelim. Stratejileri masaya yatırırız." Eylül kafa salladı.…