ÜÇÜNCÜ BÖLÜM - SEVDA ÇİÇEĞİ
Yazar: Melisa A.

3.Bölüm – Sevda Çiçeği Tanımadığım bu yabancı ile ilgili öğrenmem gereken ilk konunun sabah kahvesi olduğunu çok değil birkaç saniye evvel öğrenmiştim. Hiçbir zaman bir başkasına söz konusu teşekkür etmek ya da özür dilemek olduğunda asla çekinmedim. Tıpkı dakikalar öncesinde zihnimde kusursuz bir teşekkür konuşması hazırlamaya başlamam gibi. Fakat öyle bir şey oldu ki teşekkürüm dudaklarımın arasından sadece güçsüzce çıkabilmişti. O ise bu teşekkürümü hafif bir baş sallamayla geçiştirmişti. Nedeni ise sabah kahvesini içmediğinde daha da suratsız, daha da çekilmez biri oluşundandı. Ben sadece onun menajeriydim, asistanı olacağım mı söylenmişti? Tam olarak onun için nasıl bir konumdaydım bilmiyorum fakat hizmetçisi olmadığım kesindi. Sanki ona sabahın köründe kahve vermek zorundaymışım gibi lanse etmesi kahve vereceksem de vermemek için direnmeme neden olmuştu. Suyu ısıtırken gözlerimi devirdim. Fakat ne yalan söyleyeyim bakışlarım tamir edilmiş mutfak dolaplarına dokunduğunda birkaç saniye öylece kalakalmıştım. Çok kez tamir etmek için uğraşmıştım, çok kez tamir de etmiştim hatta fakat sonrasında oldukça yaşlanmış olan bu dolaplar kendilerini tekrardan bırakıyorlardı. Ben de bir sonrası için bir süre sonra daha fazla çabalamaktan vazgeçtim. Tornavidaları bulmak için evi araştırdığını görebiliyordum. En sonunda banyonun en altındaki çekmecelerde bulmuş olmalıydı. Tamir ettikten sonra ise aynı şekilde gidip onları aldığı yere geri bırakmıştı ama birkaçını gerisinde unutmuştu. İtiraf etmem gerekirse ona karşı çok zorlanarak başka bir bakış açısı geliştirmek istedim ta ki… “Hâlâ kahvemi içemedim!” Yakarışını işitene kadar. “Hâlâ! Yapmam gereken bir dünya iş varken güne başlayamadım bile.” Dolaplar için ona her zaman içten içe minnettar olacaktım ama hepsi bu. Fazlasını ona vermeyecektim. Vermemem için elinden geleni yapıyordu. “Ocağın sıcaklığını fiziksel koşullardı anca bu kadar yükseltebiliyorum. Hohlayayım mı cezveye doğru?” Bana cevap vermeye tenezzül bile etmedi. Kaynayan su ile hızlıca kahveyi demledim. İki ayağımı bir pabuca sokmuştu. Ayrıca kahvenin tadının kötü olduğuna da emindim, acele işe şeytan karışır diyen atalarımız haklıydılar. Kupasını ona doğru uzattığımda iki parmağı arasına aldığı başını ovalıyordu. Sırtını kanepeme yaslayıp kahvesinden ilk yudumu aldı ve sessizleşti. Homurdanmaları, Fransızca konuşmaları, beni sinirlendirmeleri saniyesinde son bulmuştu. Her seferinde ağzından aşağıya bir kahve kuyusu boşaltmalıydım o halde. Lakin yanılmıştım. İkinci yudumunun ardından senaryoyu orta masaya bırakıp bana döndü. “Not aldığım kısımları mailde belirt. Ayrıca sen de en baştan okumalısın, dün gece bu kadar erken uyuyacağını düşünmezdim. Eğer benimle çalışacaksan sana her istediğim an ulaşabileceğimin bilincinde olmalısın. İşimizi daha erken bitirebilirdik.” Sakin ol Güneş. Umursama. He de geç, en fazla ne olabilir? En fazla ne mi olabilir… bu olabilir? Bir sinir hastası yaratabilir! Üçüncü yudumunda ben çoktan uyandığım koltuğa sinmiş bir şekilde senaryoyu incelemeye başlamıştım. İçimden ona sövgüler döşediğimden okuduğum cümleleri anlamlandırmakta zorlanıyordum ama halledecektim, halledebilirdim. Dürüst olmak gerekirse çabuk biteceğini düşünmüştüm, üstünkörü okusam yeterdi sonuçta. Oysa her şey gibi bu da tahmin ettiğim gibi olmamıştı. Neredeyse her satıra notlar almıştı, her şeyi değiştirmek için elinden geleni yapmıştı. Bunları mail olarak karşı tarafa iletmek benim sonum demek olurdu. Hikâye bir ikinci şans konusu üzerine kuruluydu. Öncesinde nişanlı olan ve sonrasında ayrılan bir çiftin yıllar sonra tekrar karşılaşmasını anlatıyordu. Olay buraya kadar kabul edilebilirdi sadece erkek başrolün kızla sokak ortasında, binlerce insanın arasından sadece onunla çarpışarak karşılaşması dışında. Ayrıca işler bununla da kalmıyordu. Birbirlerinden ayrıldıklarında bambaşka işlerle meşgullerken şu an kocaman bir evin içerisindeydiler. Kızımız geçimini sağlamak için hizmetli olarak başrol erkeğimizin yaşadığı evde işe girmi…