7 - Biricik Sevgili
Yazar: Influenza

— Turgut. — Soyadı nedir? — Özkan. Turgut Özkan. — Bir dakika, sistemden kontrol ediyorum. Kollarını bankonun üstüne sermiş, ayaklarını zemine vuruyordu. — Maalesef hanımefendi... Adına kayıtlı bir işlem görünmüyor. Gözaltı kaydı da yok. İsterseniz diğer merkezlere de başvurabilirsiniz. — Teşekkür ederim. İyi günler. Dışarıda iç karartıcı bir hava vardı. Bulutlar güneşi gizlemiş, yoğun bir sis etrafı kaplamıştı. Hafif çiseleyen yağmur eşliğinde merdivenlerden aşağı indi. Bedenini titreten soğuk, saçlarını ıslatan yağmur kadar acımasızdı. Güzel kız, sevgilisinin yokluğunda bir deri bir kemik kalmıştı. Gittiği kaçıncı karakoldu bilmiyordu. Önemi de yoktu. Onu buluncaya dek vazgeçmeyecekti. Biricik sevgilisi kim bilir neredeydi... Keskin soğuğu avucunda gizledi. Ayaklarını sertçe yere bastı. Yaşam gerçek ve bir o kadar da acıydı. Bu hayatı tek başına sürdürmek, son zamanlarda mahkûm kaldığı bir şeydi. Düşüncelerine ortak olacak bir beyin, bedenini sarmalayacak bir beden ve sonsuza dek bakışacağı zarif çift gözler... O kadar muhtaçtı ki tüm bunlara; yokluğunu, durmadan kafasına düşen her yağmur tanesi gibi hissediyordu kalbinde. Bir parça eksikti yüreğinin derinliklerinde. Sadece ona ayrılmıştı o yer. Bir başkası kapatamazdı o deliği. "Yalnız o..." diye geçirdi içinden... Sebepsizce yürümeye devam etti. Gözlerini kaldırımın koyu taşlarına dikti. Zemini ıslatan yağmur taşları kirden arındırırken botunun altındaki toprakla yolu kirlettiğini fark etti. Arkasını döndüğünde o billur taş zemin şimdi çamura dönüşmüştü. Büyük bir utanç duydu. Belki de hayatı boyunca bir daha dikkat etmeyecekti ama bu ruh hâlinde onu perişan etmişti. — Uğursuzun tekiyim. Her şeyi mahvetmekten başka ne yaptım ki? Kaldırımdan indi ve asfalt yolda yürümeye başladı. Güzeli kirletmek ne kolaydı; atacağı ufak bir adıma bağlıydı. Oysa kirliyi düzeltmek ne de zordu. Su buharlaşır, bulutta birleşir, gökyüzünden boşalır ve o koyu taş zemini yıkardı. Güzelin sürecinin uzunluğu ve kötünün sürecinin çabukluğu... Turgut ile sevgili olmak için ne kadar uğraşmıştı? Kaç hafta peşinden koşturmuştu? İlk randevularında ne de heyecanlıydı? Kalbi göğsünden fırlayacak gibi olmamış mıydı? İlk el ele tutuşları, ilk birbirlerine sarılışları ve ilk öpüşmeleri... Tüm bu süreç ne uzun sürmüştü. Oysaki kavgaları ne çabuk oluyordu. "O eşyayı oraya niye koydun?", "Bunu alma dememiş miydim?", "Çok abartmıyor musun?", "Beni artık sevmiyor musun?"... Turgut'un kayboluşu bir nefes kadar kısa, onunla olmak için verdiği çaba ise bir fidanın ağaç oluşu kadar uzun sürmüştü. Bu muydu hayat? Çabala ve ardından yüzüstü bırak. Bu musun sen yaşam? Ne zaman yüzüme güleceksin? Ne zaman bana hakkımı vereceksin? Ne zaman adil olacaksın... Yan yana dizili birkaç esnafın ıslak camlarına gözü ilişti. Yansımada gördüğü beden, Turgut'un olmadığı bir hayat kadar yabancıydı. Zümrüt yeşili gözleri kömüre dönmüştü. Sırtı yaşlı bir ağaç gibi eğilmiş, bacakları üzerine yüklenen ağır yükü taşıyabilmek için çarpıklaşmıştı. Beline kadar uzanan ince siyah saçları yıpranmış ve sertleşmişti. Çehresine yayılan keskin hatları diriliğini kaybetmiş, çevresini kaplayan kirli tenin et parçaları aşağı sarkmıştı. Kendini taklit eden bu kadın, gözlerini kaçırmıyordu. Ama o kaçırdı. Korktu. Turgut'suz bir hayatın onu bu hâle getirebilmesinden korktu. Adımlarını hızlandırıp şehrin kasvetli yollarını geride bıraktı. Çam korularının arasındaki patikaya daldı. Yüksekçe bir tepeyi çıkıp ıslak çimenlere oturdu. Yağmurun ve doğanın birleşip yaydığı temiz toprak kokusunu içine çekti. Kafasını gökyüzüne kaldırıp gözlerini kapattı. Sessiz ve ferahtı. Buraya onu ilk Turgut getirmişti. Anıyı gözlerinde canlandırdı. ----- 1 yıl önce ----- Arabasından inip bira şişelerinin olduğu kasayı kucakladı. Ceyda'nın taşıdığı çiçek desenli örtüyü gördü. — Aşkım ona gerek yok, arabaya bırak istersen. — Nasıl yani? Çimene mi oturacağız? — Canım, çimen diyorsun ya! En fazla ne kadar kirli olabilir? — Peki aşkım. Elindeki örtüyü arabanın arka koltuğuna fırl…