5 - Büyük Tehlike
Yazar: Influenza

Ellerini ve ayaklarını oynatmayı denedi. İp öylesine sıkı bağlanmıştı ki bileklerini kesiyordu. Çelikten yapılmış ağır bir pranga ayağını çekiştiriyor; bir idam mahkûmu edasıyla kendisine biçilen sonu bekliyordu. Hareketlenmeyi fark eden adam usulca yaklaştı. Turgut'un başındaki göz bandını çıkardı ve yere fırlattı. Bu oydu; deri ceketli yabancı. — Sonunda uyandın demek ha? Bir an öldüğünü sanmıştım. Köşedeki kıyafet yığınının etrafında turlayan iri iri fareler, bacak aralarından geçip kırıntı ararken; Turgut, loş ışığın altında belirginleşen toz taneciklerinin uçuşmasını seyrediyordu. Kir ve lekeden koyulaşmış beyaz badanalı duvarların yaydığı mide bulandırıcı kokuyu içine çekti. Adam, sandalyesinin üstünde biriken tozları, duvara yaslanmış sigara tüttüren gencecik kıza temizletti. Ardından plastik sandalyeye oturup bacak bacak üstüne attı. Kızı kalçasından tutup ileri savurdu. — Hadi git ve onun kucağına otur. Genç kız ağzındaki sigarayı alıp odanın ücra bir köşesine fırlattı. Yavaş adımlarla yanına vardığında narince oturdu ve bir kolunu Turgut'un boynuna doladı. Diğer elini ise göğsünde dolaştırmaya başladı. — Kimsin sen? Ne istiyorsun? Burası neresi? — Hop, hop, hop... Dur bakalım. Burada soruları ben sorarım. Elini aralarındaki alçak tabanlı masaya götürüp şarap şişesini aldı. Bardakların her ikisini de yarısına kadar doldurup birini kendine aldı; diğerini de elleri bağlı olan Turgut'a içirmesi için kucağındaki kıza uzattı. — Başlamadan önce rahatlamaya ne dersin? dedi ve şaraptan bir yudum aldı. — İçir ona. Kız elindeki şarabı Turgut'un ağzına götürdü. Turgut kafasını iki yana sallayarak içmemek için çırpınırken adamın kalın sesi kulaklarını doldurdu. — Zehir koymadım merak etme. Turgut içmemek için var gücüyle direniyordu. En sonunda adam belinden silahını çıkartıp ona doğrulttu. — Sana iç şunu dedim! Turgut kafasını sabitledi ve kucağındaki kızın içirmesine boyun eğdi. — Aferin. Şimdi başlayabiliriz o zaman. Pelinay Akdoğan'ı tanıyor musun? Ciddi ve sert bakışlarını Turgut'un elalarına dikti. — Tanımıyorum, dedi kendinden emin bir tavırla. Karşısındaki adam kahkaha atıp ayağa kalktı. — Ama daha ilk sorudan yalan söylersen biz seninle ilerleyemeyiz ki... — Ne istiyorsun ondan? — İşte şimdi doğru soruları sormaya başladın. — Ona ne yapacaksan bana yap. O kıza dokunma! Adam Turgut'a yaklaştı ve göz hizasında eğildi. — Gerçekten ona ne yapacağımı merak ediyor musun? Turgut yutkundu. Ardından gözlerini aşağı doğru çevirdiğinde adamın kendi bacak arasını avuçladığını gördü. — Bunu yapacağım, dedi ve alaycı bir şekilde gülümsedi. Turgut öfkeden deliye dönmüştü. Hiddetle bileğindeki ipi çekiştirmeye başladı. Sandalyede sallanıyor, tüm bedeni kasılarak geriliyordu. — ŞEREFSİZ HERİF! GEBERTECEĞİM SENİ! Adam elini Turgut'un omzuna koydu. — Ah! Hadi ama... Biliyorum, o kızı sen de becermek istiyorsun. — SENİ ALÇAK! diye kükredi ve eskisinden daha hırçın bir şekilde bağlı olduğu sandalyeden kurtulmaya çalıştı. Kucağındaki kız dengesini kaybedip düşer gibi oldu ama tekrardan Turgut'un boynuna tutundu. — Merak etme, sana bir iyilik yapacağım. Doğruldu ve odanın içinde arşınlamaya başladı. — O kızı buraya getireceğim ve onu gözlerinin önünde becereceğim. İstersen bizi izlerken kendine dokunup tatmin olabilirsin. Turgut öfkesinden ne yapacağını şaşırmış, tüm bu yaşananları anlamlandırmaya çalışıyordu. Artık adamın dediklerini kafasına takmıyordu; çünkü ne kadar tepki gösterirse adam o kadar ileri gidecekti. Tam o sırada kucağındaki kızın elini bacak arasında hissetti. Kafasını kıza çevirip: — Yapma... diyebildi. Kız onu dinlemedi; elini o bölgede dolaştırmaya devam etti. — Pelinay'ı ne zamandır tanıyorsun? Turgut sinirliydi, cevap vermeyecekti. — Hey! Sana diyorum! Gözlerini zemine dikip sessizliğini korudu. — Cevap verecek misin? Adam gitgide Turgut'a yanaşıyordu. Gözlerine bakmak için kafasını eğdiğinde Turgut arkaya doğru gerilip adamın kaşına doğru kafa attı. Şiddetin etkisiyle sarsılan adam, dengesini kurmak için eliyle duvara t…