Aşk Uğruna

1 - Garsonluk ve Arkadaşlık

Yazar:

Aşk Uğruna - Influenza kitap kapağı
Aşk Uğruna kitap kapağı

— Pelinay Akdoğan. 21 yaşında, 1,62 boyunda, hafif esmer bir kız. Koyu kahverengi ve kısa saçlı. Yuvarlak gözlük takıyor. Haydarbey Yokuşu'nun aşağısındaki dokuz katlı gri betonarme binada oturuyor. Para dolu zarfı adama uzattı. Adam parayı çıkarıp saymaya başladı. Neredeyse dört katıydı. — Neden onu öldürmemi istiyorsun? — Senin işin bu değil mi? Adamı öldür, parayı al. Nedeni seni ilgilendirmez. — Prensip gereği. İşverenin rahatsız olduğu her hâlinden belliydi. — Ya bu işi al ya da git. Bu paraya işinin hakkını verecek tonla adam var. Masadaki paketten bir dal çıkarıp ağzına koydu. Cebindeki çakmağı eline aldı. — Tamam sakin ol, işi alacağım. Sadece bu kızı öldürmem için neden dört katı kadar para verdiğini anlayamadım. Bu kız sana ne yapmış olabilir ki? * * * Pencerenin pervazına konan kuşların kanat çırpış sesleri onu uyandırmaya yetti. Gözlerini açtığında hâlâ uykusuz hissediyordu. Ellerini ve ayaklarını gerdi, hafifçe doğruldu. Komodinin üstündeki telefonu aldı. Saat 09.30 olmuştu. "Olamaz!" diye geçirdi içinden. Apar topar giyindi ve sokağa fırladı. Ne makyajını yapmıştı ne de yatağını toplamıştı. Alelacele koşmaya başladı. Sabahın erken ışığı gözüne çarparken kalabalığın arasından bir gölge kadar hızlı geçti. Saat 09.40 olduğunda kafeye vardı. Hemen önlüğünü giyip tezgahın arkasına geçti. Kan ter içindeydi. Meslektaşları dik dik ona bakıyordu. O ciddi bakışların arkasından kıkırtı sesleri yükseldi. Aralarından biri hunharca gülmeye başladı. Pelinay o çocuğun yanına yaklaştı. — Niye beni daha önce uyandırmadın? diye fısıldadı. Çocuk gülmeye devam ediyordu. Bir ara zar zor nefes alıp konuştu: — Salak, sen ilk bir başına bak! Ardından bir kahkaha daha patlattı. Kız elini başına götürdü. Kafasının üstündeki ayıcıklı uyku bandı hâlâ oradaydı. Yüzü kıpkırmızı kesildi. Sinirle işinin başına koyuldu. — Ben bugün yedi gibi evden çıktım. Seni o kadar erken uyandırmak istemedim. Bardağı temizleyen çocuk, Pelinay'ın komşusuydu. Tanışalı bir ay olmuştu ama sanki yıllardır arkadaş gibiydiler. — Niye o kadar erken kalkar ki bir insan Allah aşkına? Çocuk sessizce diğer bardağı aldı. Pelinay cevap gelmeyince merak etti. — Hakikaten, niye o kadar erken kalktın? Çocuk gözlerini Pelinay'ın sorgulu bakışlarından kaçırıyordu. — Bir yere gitmem gerekti. Oradan işe geldim. — Neresi peki o "yer"? — Sana ne? Pelinay nereye gittiğini çok iyi biliyordu. — Gene Ceyda'nın yanına gittin, değil mi? — Bu seni ilgilendirmez. — Haklısın Turgut, beni ilgilendirmez. O zaman Ceyda ile ilgili problemin olursa bir daha bana gelme, tamam mı? Turgut uzun boylu, yakışıklı bir çocuktu. Aşk hayatı çalkantılıydı. Sevgilisi Ceyda ile sürekli kavga içindeydiler. Turgut, Ceyda'yı ne kadar çok sevse de onun çocuksu tavırlarına katlanamıyordu. Bu yüzden sık sık Pelinay'a danışıyordu. — Sen beni ve sevgilimi düşüneceğine kendi işine bak. Bu hafta üçüncü geç kalışın ve biz daha cumadayız. Bakalım hafta bitmeden beşleyebilecek misin? Turgut tekrardan gülmeye başladı. — Gül sen gül. Bakalım ben taşınınca da böyle gülüp eğlenebilecek misin? Turgut'un yüzü bir anda ciddileşti. — Nasıl yani? Taşınıyor musun? Pelinay gülmemek için kendini ne kadar zorlasa da fazla başarılı olamadı. Bir kahkaha da o patlattı. Turgut sinirle kalın kaşlarını çattı. — Aman ne komik! Günün erken saatleri bir hayli kalabalık oluyordu. Bu kadar konuşabilecek vakti bulabilmeleri bir mucizeydi. Genellikle öğleye doğru rahatlıyorlardı. O zaman, küçükken yaptıkları komik ve saçma anıları uzun uzun anlatmaya yetecek kadar vakitleri oluyordu. Akşam vakti ise çok değişken olsa da genellikle ne sabahki kadar yoğun ne de öğlen vakti kadar boş geçiyordu. Kafenin kapanma saati gelince Pelinay ve Turgut önlükleri çıkarıp kapıları kilitlediler, kepenkleri indirdiler. Eve doğru yürümeye başladılar. Hava epey rüzgârlıydı. Turgut, Pelinay'ı omuzlarından tuttu. — Ne oldu? — Canım arkadaşımın uçmasını engelliyorum. Pelinay, Turgut'a vurmaya başladı. Kısa ve ufak bir kız olmasına rağmen eli sertti. — Dur dur, yapma! d…

Bölümün tamamını WritePad'de oku