Yeni Bir Tarz
Yazar: Beyza Kumsal Dumrul

Devrim Açık ve Rumi Güneç ikisi de okul hayatların da başarılı ama farklı alanlara ilgi duyan iki genç. Rumi benim departmanım da ve bu da daha karmaşık, daha detaylı çizimlere sahip demek. Devrim ise Tolga beyin departmanın da, bu da Devrim’in daha düz çizgilere ve daha sotf bir tarza sahip olduğunu gösteriyor. Bu durumda çizimin kimin olduğunu bulmak har zaman daha kolay olur ama bizim durumuz da bu böyle olmuyor maalesef ki. Çizim, ikisinin alanından da farklı, yeni bir tarza emsal olabilecek türden bir çizim. Bu sebepten çizimin asıl sahibini bulmak bizim için de önemli; eğer bulursak üzerine yoğunlaşıp gerçek bir elmas keşfetmiş oluruz. Telefonumun çalması beni daldığım derin sulardan çıkarmıştı. Arayan numara bende kayıtlı değildi, normalde bu saatlerde kayıtlı olmayan telefonları açmazdım ama açmam gerektiğine dahi bir his doğudu içime ve açtım. “Asi Nur Mahlas ile mi görüşüyorum acaba?” diyen ince bir kadın sesi geldi diğer ucundan, bana hiç tanıdık gelmeyen bir sesti bu. “Evet benim, buyurun.” dedim sesime olabildiğince mesafe katarak. “Asi nur hanım, ben almendo bar dan arıyorum ve burada bir beyefendi çok ağır sarhoş, bütün gece sizin adınızı sayıkladı ve en sonunda da sızdı.” Bu, bu güne kadar aldığım en enteresan aramalardan biriydi. "Evet, peki ben den ne istiyorsunuz acaba?” dedim meraktan yoksun bir halde. “Eğer sizin için de uygunsa kendisini buradan almanızı istiyoruz hanımefendi.” dedi kadın afallamış halde. “Beyefendinin kim olduğunu bilmiyorum maalesef, beyefendinin bir yakınına ulaşmaya çalışın lütfen.” dedim ve telefonu kapattım. Şuan hiç kimse ile uğraşamazdım, kim olduğuna dair birkaç ufak tahminim vardı ve bu da benim sinirlerimi daha çok bozuyordu. Bu saçma durumun üzerine daha fazla durmadan çalışma masamdan kalkıyorum, neredeyse bir buçuk saattir bu masa da oturuyorum ve çizim ve çizerler hakkında düşünüyorum. İbiza dönüşü yol yorgunluğunu atacak bir duş bile almadan evime gelir gelmez kendimi bu olayın iç yüzüne verdim. Ama sıfıra sıfır, elde var sıfır; bu oldukça zor bir durum ve benim şuan yapmam gereken kısa ama güzel bir duş almak ve ardından uymak, geriye kalana yarın bakmaktan başka çare kalmıyor. Günün ilk ışıkları ile gözümü açtım ve kendime asla oyalanma payı bırakmada doğruca şirkete geldim, bu gün bu işin derinliklerine inmekten başka çarem yoktu. İlk önce Tolga Beyden Devrimin çizimlerin den birkaç örnek istedim ve kendi arşivimden de Rumi’n çizimlerini aldım, bunlara ek olarak üniversite koordinasyonu ile görüşüp Rumi’in bunun bir benzeri olan eserine ulaştım ve günü sonun da anladığım şey: bu iş bir çalıntı olayı değildi. Karşımız da kafası zehir gibi çalışan iki tane genç yetenek vardı. En başta Rumi’n çizimine bakmış ve gerçekten çok ince ve detay detay çalışılmış bir tasarım görmüş, sonra da Devrim’in eserlerine bakmış ve aralarında sadece tarz benzerliği olduğunu görmüştüm. İkisin de ortaya çıkardığı eserde gizli gölgeler ve sadece dikkatli ve eğitimli gözlerin göre bileceği detaylar vardı, bu detaylar bir birine o kadar çok benzerlik gösteriyor ve daha önce kimsede görülmemiş şeylerdi ki ilk bakışta çalıntı olduğunu düşünmek çok olasıydı ama benim gözümden kaçmayan asıl şey o benzerliklerin bile kendine has özel bir ruha sahip olmalarıydı. Rumi’n gölgeleri daha hafifi, daha kendini saklayan türdenken, Devrim ki daha karanlık ve ne olduğunu söyleyen türdendi. Ve bu iki tasarımın da ruhu bu gölgelerde saklıydı. Çizimlerini bu denli bir birine örtüşmüyor olmasını ben fark etmiştim ama sıra Tolga Bey ve Devrimdeydi. Masamın ucunda duran ofis telefonunu aldım ve periyi aradım. “Peri, bana Devrim Açık’ı çağırır mısın, beş dakika içinde odamda olsun.” dedim ve çizimleri incelemeye döndüm. Dört dakika sonra kapım çaldı. Gelen Devrim’di. Kapıdan içeriye girerken başı dik ve kedinden emin bir duruşu vardı be beni memnun etmişti. “Hoş geldin Devrim.” diye lafa başladım. “Muhtemelen seni neden buraya çağırdığımla ilgili ufak fikirlerin vardır.” dedim ve tepkisini bekledim, hiçbir tepki ver…