Ve Sonra Her şey Bittiyor.
Yazar: Beyza Kumsal Dumrul

Aslına bakarsanız çok sinirli ya da kavgacı bir insan değilimdir ama her daim bana yapılan saygısızlığa hakkettiği karşılığı vermişimdir ve bundan asla pişman olmamışımdır. Şimdi de olduğu gibi söylediklerim için asla pişman değildim; aksine tam yerinde ve kararında konuştuğumu düşünüyorum. Konu ne olursa olsun kimse benim karşımda haddini aşamazdı. Onların karşısında öyle alelade bir kadın yoktu, Asi Nur Mahlas vardı. Herkes benim karşımda saygı çizgisini geçmemesi gerektiğini bilmeliydi ve ona göre davranmalıydı. Serkan beyin yersiz çıkışı da buna bir örnekti. Hadisiz bir adamın kendini bilmezliği ve terbiyesizliği diye adlandırıyordum ben bu durumu ama her ne olursa olsun ben de bir insandım ve öfkemi bir şeyden çıkarmalıydım. Hafta içi olması sebebi ile alkol şelalesine dalmak gibi baştan çıkarıcı güzel şeyler yapamıyordum, o yüzden spora gelmiştim. Karşımdaki dandik kum torbasını dandik sarkanın yüzü olarak hayâl ediyordum ve onun acınası yüzüne atıyordum yumruklarımı. Tam tüm hırsımı bu pislikten çıkarırken dandik batunun sesi arkamdan geldi: "Hop, sakin şampiyon, öldü bırak." Adeta bütün öfkemi batunun üzerine yönlendirdiğim ve sağdan soldan yumruklar atmaya başladım ama dandik batun benim hamlelerime alışkın olduğu için kendini çok güzel savundu ve ben de en azından gerçek bir şeye vurma isteğimden kurtuldum. Gerçi ben gerçek bir şeye değil, Serkan müsveddesine vurmak istiyordum ama elimden gelen sadece batun'a faydasız birkaç hamle yapmaktı ama bu da bir şeydir, en azından öfkem boşaldı. "Ne istiyorsun?" Batun bu öfkemin ona karşı olmadığını biliyordu ama öfkemden onun da payına bir şeyler düşecekti, bunu da çok iyi biliyordu. Batun en tatlı gülüşünü yüzüne taktı ve yengeç gibi tıy tıy yanıma yanaştı. "Benim asi kartalım, benim acı çikolatam, nasılmış bakalım?" Derin bir iç çektim ve karşısına geçtim. "Batun bey, lütfen maruzatınız neyse söyleyin ve beni mesai saatleri dışında bir daha rahatsız etmeyin." Batun'a sırtımı döndüm ve kum torbasına yumruklarımı geçirmeye devam ettim. Batun ona sırt çevirmemi umursamadan geldi ve arkamdan bana sımsıkı sarıldı. Ne yalan söyleyeyim, bana istediği şirinliği yapabilirdi, istediği tatlı sözü söyleyebilirdi ama işe yaramazdı. Bir tek içten gelen tatlı bir sarılış, beni anladığını gösteren bir bakış bana yeterdi ve o da beni anlıyordu ve ihtiyacım olan kucaklaşmayı bana veriyordu. Ben de kum torbasını yumruklamayı bırakıp arkama dönüp ona sarıldım. Öfkemin altındaki kırgınlık geçmemişti belki ama batun onun üzerine en sevdiğim renkli çiçekli yara bantlarından takmıştı. Şimdi o yara bandı belki hiçbir işe yaramayacaktı, belki hiç iyileştirmeyecekti ama bana çok iyi gelmişti. Belki iyileşmemiştim ama iyileşmiş gibi hissediyordum. Şimdi batun daha da sıkı sarıldı ve "Senin ne kadar kırgın olduğunu biliyorum ama ben buradayım, yanındayım, her zaman da yanında olacağımı bilmeni istiyorum, acı çikolatam." dedi ve başımın üzerini öptü. Evet, o beni anlıyordu, kalbimi görüyordu. Göğüs kafesimin içindeki o karanlığın ardında bir kalp vardı ve o da bunu görüyordu. Benim bile hissetmediğim kalbimi o görüyordu. Ben de ona daha sıkı sarıldım ve derin bir nefes aldım Sonra sarılmayı bırakıp sporuma geri döndüm. Batun da kenarda duran eldivenlerden birini aldı ve yanımdaki diğer kum torbasına yumruk atmaya başladı. Arada bana sataşıyor, daha sonra sporuna devam ediyordu. İkimiz de bütün gücümüzü tüketene kadar kum torbalarını yumrukladık. Ben öfkemin hatırı sayılır bir kısmından arındıktan sonra soyunma odalarına dağıldık ve ılık, cennet gibi hissettiren bir duş aldım. Duştan sonra spor salonunun önünde buluştuk. Batun da güzel bir duş almış görünüyordu. Birlikte benim arabama doğru ilerledik ve oradan şirkete geçtik. Aslına bakılırsa saat beşi geçmişti ve ikimizin de mesaisi bitmişti ama sarkan dangalağının yaptığı lüzumsuz olayı hepimiz biliyoruz ve tekrar anlatmanın lüzumu yok. Onun yüzünden doğru dürüst mesaimi bitirememiştim ve bitirmem gereken önemli işlerim vardı ve işte kolları sıvama v…