RÜYA.
Yazar: Beyza Kumsal Dumrul

Tuhaf bir güne uyandım. Aslında gün genel olarak aynıydı ama uyandığım zaman kendimi şaşkın ördek yavrusu gibi hissediyordum. Belli bir süre neredeyse kendime gelemedim. Aslında böyle biri değilimdir, gördüğüm rüyalara inanmam, asla rüya tabirlerine bakmam. Ama bu rüya sanki bir başkaydı! sanki bu rüyayı tekrar yaşayacakmışım gibi hissediyordum uyandığımda. Ama böyle bir şeyin asla olmayacağını biliyorum. Bir, rüyaların tersi çıkar derler; iki, ben rüyalara ve hislere inanmam. Ben sadece gözümle gördüğüm, kulağımla duyduğum şeylere inanırım. Bir bakıma realist de sayılabilirim ki bundan da hiç gocunmam. Hayat, şanslara ve hislere kapılıp gidebileceğim kadar basit ve kolay değil. Planlar oluşturmalı, ne istediğimizi hep bilmeliyiz ki bunları yapmazsak hayat bizi istemediğimiz yerlere sürükler. Ben de asla istemediğim bir yere sürüklenmemek için her zaman tetikte ve planlı olmalıyım. Hayatımı hep böyle idare ediyorum. Bu sayede bugün güzel bir işim var ve kendi ayakları üstünde durabilen güçlü bir kadınım. Biz kadınlara asla hiçbir şey altın tepside sunulmuyor. İstersen üst sınıflardan ol, istersen alt; bu asla değişmiyor. Ve ben ikisinde de değilim. Ben sıfırdan başlamış güçlü bir kadınım. Ben 18 yaşından beri kendi ayakları üstünde durmuş, hiçbir aile görmemiş ama kendisiyle güzel bir aile kurmuş biriyim. Bu arada yanlış anlaşılma olmasın, kendisi kedim. Benim birkaç yıl önce gittiğim psikolog bana bir evcil dost sahiplenmemi önermiş ve hep bana "Kendisiyle barışmış insanlar hep çok güçlüdür." nutkunu atıyordu. Ben de bu yüzden bir kedi sahiplendim. Doktoruma dedim ki, kedimi kucağıma alıp:"Bakın doktor hanım, ben kendisiyle çok barışık biriyim." dedim. Ve doktor bu küçük kelime şakamdan hiç hoşlanmadı, seansları haftada ikiye çıkardı. Ama ne demişler, yaptıklarım için pişman değilim; aklım hâlâ yapmadıklarımda... Sonuç olarak böyle şeylere pek inanmazdım ama işte o rüya... Sabah uyandığımda sanki kalbim yerinden çıkmak üzereymiş gibi hissettirmişti ve ben böyle şeyler hissetmezdim. Ben kendimi asla şaşkın ya da heyecanlı hissetmezdim. Ben duygularımı bile hissetmezdim. Ben neredeyse bir robot gibi yaşar, sadece hayatta olmanın sorumluluklarını yerine getirirdim. Ama gördüğüm rüya, daha doğrusu gördüğüm kişi, sanki onu tanıyormuşum gibi hissettim. Sanki o keskin gözlerin sahibini yıllardır hayatımın bir köşesinde tutuyorum ama varlığını yeni fark etmişim gibi bir histi bu yaşadığım. Sanki bir rüya değil de yaşanacak bir şeyin ön gösterimi gibiydi. O etkiden uyandığım zaman bile çok zor kurtuldum. Yani beni öyle bir etkiledi ki, şu an bile düşünüyorum. Bu saçmalığın dik âlâsı resmen. O yüzden şu andan itibaren bu düşünceleri düşünmeyi yasaklıyorum kendime. Ben oldukça gerçekçi bir kadınım ve rüyalara bağlı kalmak bana göre değil. O yüzden kendimi hemen toparlıyorum ve işimin başına dönüyorum. Bu hayatta bana güçlü olmayı öğreten, başarının kapılarını tek tek açan, kendi ayaklarımın üstünde durmamı sağlayan, beni bu dünyada güçlü kılan tek şey işim. Ve şu anda tam olarak ona odaklanma vakti. Yeterince yapmamam gereken bir şey yaptım ve rüyayı düşündüm. Sıra gerçek dünyada ve bana dik dik bakan Batun'da. "Evet Batuncum, ne oldu?" Dudaklarında şaşkın bir tebessümle beni izliyordu ve ben de ne olduğunu pek anlayamıyordum. "Bir şey olmadı, Asi Kuş. Öyle bir şey düşünüyordum, niye sordun?" Niye mi sordum? Şu an bile Leyla olmuşum, bir biçimde konuşuyorsun be adam. "Pek bir dalgın geldin bu sabah gözüme, bir de yüzünde anlayamadığım bir tebessüm var. Sen pek gülmezsin ya, merak ettim." Evet, tanıştırayım sizi. Kendisi Batun Demirkan, benim bu iş yerindeki tek arkadaşım ve dostum. Aslına bakarsanız tek dostum. Ve inanın bana, o varken insanın bir dosta daha ihtiyacı olmuyor. O benim hem en yakın arkadaşım hem de abim. "Hayırdır, güzel bir haber mi aldın?" Hülyalı bakışlarını hemen toparladı, kuyruğuna basılmış kedi gibi kendine geldi. "Hayır canım, ne iyi haberi? Yok öyle bir şey. Nereden çıkardın iyi haberi? Yok, iyi haber falan. Her…