1.Bölüm “Matem”
Yazar: Nira Kara

Imkanların içinde varolan imkansızlarla dolu mücadelem son bulmuyordu. İçimde çoğalarak büyüyen vazgeçişlerimin isyan çığlıkları ruhumda izler bırakarak beni yok ediyordu. Hayat akıp gidiyordu. Sahi ben bu hayattan ne bekliyordum? Ne zamandır birşeyleri umut etmeyi bırakmıştım? Oturduğum bu soğuk balkon taşında kaç geceyi sabah etmiştim? Uyku tutmuyordu babamın yokluğu içimi eziyor, ruhumu deşiyor, yüreğimdeki yangın sönmüyordu. Benim sığındığım liman, sırtımı dayadığım dağım, gitmişti. Saatlerdir oturduğum balkonda ki sessizliği bir anda avluda yankılanan silah sesi bölmüştü, irkilerek yerimden kalktım ve gözlerimi önce etrafımda ardından konağımızın avlusunda gezdirdim. Uzaktan tam olarak seçemediğim birsürü insan dakikalar içinde avluda toplanmıştı. İçime dolan huzursuzluk ve korkuyla aşağıya doğru hızlı adımlarla inmeye başladım. Gözlerim kalabalıkta abimi ararken, tanıdık mavi hareleri görükten sonra rahat bir nefes almıştım. Tam ona doğru ilerleyecekken abimin kolundan hızla çekilmesiyle bakışlarımı karşı tarafa çevirdim. Bozan aşiretinin büyüğü namı değer Ahmet ağa öfkeyle abime bakıyordu. Mardinin en büyük aşiret Ağası dostlarının sırtı yere gelmez, düşmanlarının ise korkulu rüyasıydılar. Abime doğru hareket etmek isterken, bana dönen keskin bakışlarıyla yerimde kalakaldım. Abim “Sen ne yapıyorsun Ahmet Ağa büyüğümsün diye birşey yapmıyorum, bırak kolumu, derhal!” diye öfkeyle bağırdı. Sonrasında Ahmet ağa tüm öfkesiyle yeniden konuşmaya başladı “Asıl siz ne yapıyorsunuz Diyar Ağa, babanın cenazesinin üstünden 40 gün ya geçti ya geçmedi, nasıl olurda, bu büyük acının üstüne benim oğlumu öldürmeye kalkarsınız?!” dedi. “Sen ne dersin Hasan ağa böyle birşey mümkün değil, biz Soykanlar ile 10 senedir aynı yolda bile yürümüyoruz bilmezmisin!” diye haykırdı. Doğru söylüyordu, aramızda ki kan davası sebebi ile yapılan düğün, dernek ve cenazelerde dahil hiçbir etkinlikte aynı yerde bulunmuyor, denk gelsek bile iki taraftan birisi mutlaka bulunduğu yeri terk ediyordu. Abim sorgulayan bakışlarını tekrar Ahmet Ağaya çevirdi “Amca oğlun Şiyar, suçsuz yere mapus yatan oğlumu öldürtmeye kalkmış, tahliye edilmesine şunun surasında 3 gün kalmışken ortalığı yangın yerine çevirmenin ne anlamı vardı, söylesene!” diyerek dert yandı. Korkuyla dolan gözlerimi Abime çevirdim “Bu dediğin imkansızdır Ahmet ağa, Şiyarın kanı deli akar ama olacakları hepimiz kadar iyi bilir, sizin dostunuz kadar düşmanınızda çoktur, ilk fırsatta ne diye benim kapıma dayanırsın?!” diye tek nefeste konuştu. Ahmet ağa aniden Şiyara doğru bir yumruk savurduktan sonra abime bağırmaya devam etti “Ne diye mi dayanırım?! Azmettirdiğiniz adam nezarette bülbül gibi şakıdı Diyar ağa ondan dayanırım. Ateşkes ilan ettiğimizden beri adınızı ağzıma bile almam ancak ben oğlumun hasretini 10 senedir boşuna mı çektim sen söyle?! Bu kan yeniden akacaksa, bil ki bizden akmaz Diyar ağa. Benim bu davaya vereceğim bir canım daha yoktur bilesin! Belli ki babanla aşiretlere zorla kabul ettirdiğimiz bu barışa sadık kalamayacaksınız! Bilesin ki aşiretlere haber saldım, üç gün sonra toplanıp bir karar verilecek, sizde ne olursa olsun boyun eğeceksiniz! Buda sana son sözümdür!” diyerek hiddetle avluyu terk etti. Abim anında Şiyara dönerek bağırmaya başladı “Duyduklarımız doğrumu Şiyar çabuk söyle? Yalan abi, benim hiçbirşeyden haberim yok de!” gözlerini kaçıran Şiyarın sessizliği hepimizi yerimize çivilemişti, koskoca avluda abim dışında kimse hareket etmiyordu. Abim sinirle avuçlarını yüzüne sürdükten sonra Şiyara bir yumruk savurdu, arkamdan gelen Nurten yengemin çığlığıyla yerimde irkildim. Yere yığılan Şiyardan hala ses çıkmıyordu. Gözlerimi abime çevirdiğimde sinirden kırmızıya dönen mavi harelerini kapattı ve derin bir nefes aldıktan sonra bağırarak üstüne gitmeye devam etti. Nurten yengemin duyulan haykırışıyla gözlerimi ona çevirdim “Diyar ağam, oğlum, dur yapma anlatacak elbet yazıktır kıymayasın” diye serzenişte bulundu. Birden “Yaptım!” diye haykırdı Şiyar. “Yaptım tamam mı! Bab…