0.8
Yazar: Sümeyye Demirkan

Arkadaşlar emniyetten bildiriyorum harbiden emniyette değiliz. Şaka şaka biraz uğraştık ama hallettik sayılır. Yani kısaca şöyle ki: şimdi biz kaza yaptık daha doğrusu salako Cengiz. Polis geldi bize bir güzel kitledi. Hem ehliyeti yok hem arabalar hasar aldı. Arabalar diyorum farkındaysanız evet, iki araçta da hasar var bizden kaynaklı. Of ergen yüreğim bu kadar derdi kaldıramayacak artık yeter! "Babam ağzıma sıçacak," dedi Cengiz. "Zaten adamla her seferinde reddedilme sınırına giriyoruz bu sefer harbiden bittim. Bundan sonraki hayatım göçebe olacak dostlarım. Beni biriniz cami avlusunun önüne bıraksın hayırsever biri sahiplenir belki." "Ulan eşek kadar oldun kim sahiplensin seni?" dedi Sercan. "Anca beş lira para atarlar." "Kanki dilencilikte çok para var diyorlar aslında ya," diye mırıldandı Cengiz. "Fırsat bu fırsat. Hem zaten akşama bir yerlerimde değişimler olacak. Bugün gözlerim yarın ellerim de olabilir. Dilencilik için aranan elemanım." "Saçmalama oğlum," dedi Yamaç ağır bir sesle. "Halledeceğiz bir şekilde dur." "Oğlum suçluyum la ben!" dedi Cengiz. "Ehliyetsiz araba kullandım bir, bir de kaza yaptım iki, üstelik iki araba hasarlı üç la bir de beş kuruş param yok dört... anasını satayım şu saydıklarım nereden baksan yüz bin lirayı aşıyor." Sercan kafasını sallayarak, "Kanki seni dilencilik paklamaz," dedi. "Benim bir tanıdığım var pavyon işletiyor istersen konuşurum senin için." Gözlerimi devirdiğimde Cengiz, "Senin böyle tanıdıkların varsa sen de boş değilsindir yavşak," diye konuştu. "Lan oğlum bir susun!" diye uyardı bu kez Yamaç. "Şurada kıçını toplamaya çalışıyoruz tamam bizde de hata var ama en büyük pay senin. Lan her şeyi bırak babanın arabasını mahvettin." "Oğlum hatırlatıp durmayın ya," dedi Cengiz isyan ederek. "Yaptık bir hata ne yapalım." "Buna hata demek biraz sevecen kalır ya," dedim homurdanarak. Cengiz omuzlarını düşürerek kara kara düşünürken naçiz yüreğim yine dayanamadı. "Tamam ben babamla konuşurum." "Neyi?" diye sordu Cengiz sol kaşını kaldırıp. "Neyi olacak oğlum?" dedim. "Babam sanayici benim. Beleşe yapmaz ama uygun bir şeyler ayarlarız. 2 araba var malum." "Ne kadar uyguna mesela?" "Babama sormam lazım," dedim. "Hem sanki çıkarıp vereceksin parayı." "Yok dilencilik işini ciddiye almaya başladım da semt düşünüyorum kaç günde toplarım parayı diye!" "Salak salak konuşma," dedi Yamaç. "Var bende biraz." Hepimiz gözlerimizi ona diktik. Yamaç oldukça sakin bir şekilde birkaç adım yürüdü. "Sera babasıyla konuşsun biz de ona göre yardımcı oluruz. Ama," derken gözleri Cengiz'e kaydı. "Baban seni döverse ona karışmam." "Kanki babam ağzıma sıçsın valla umurumda değil de yeter ki düzelsin şu durum." "Hallederiz," dedi Yamaç. O esnada Cengiz'i tekrar çağırdılar ve Sercan da peşinden gitti. Yamaçla karşı karşıya kaldığımızda, "Annenler kızmadı değil mi?" diye sordu. "Tabii ki yalan söyledim," dedim bir anda. "Annem zaten lohusa bir de benim yüzümden iyice telaşa kapılmasın." Dudağının kenarını kıvırdı. "Babana da yalan söyleyeceksin o zaman." İç geçirdim. "Maalesef." "Oldu artık ne yapalım," dedi. Oğlum bir şey söyle şöyle elle tutulur da ben de boş yapmaktan vazgeçeyim. Ya da dur kendi bağımı kendim keseyim ya, bu it ıkınıp duracak sanki böyle! "Sen niye bana ters yapıyorsun birkaç gündür bu arada?" Canım öyle olmaz sen direkt yakasına yapış! "Ben mi?" diye belertti gözlerini. "He sen." "Sana öyle geliyor," dediğinde gözlerimi devirdim. "Üf Yamaç lafı çevirme ya, düzgün bir cevap ver! Derdin mi var?" "Sana bazen sinir oluyorum," deyiverdi. Kalakaldım. Sonra ekledi. "Ama bu anlarda bile bana kötü şeyler hissettirmiyorsun." "Ne diyorsun la?" Güldü. "Bunun gibi." "Anladım bir derdin var da..." Koridorun başından sesler yükselmeye başladığında gelen Cengiz'in babasıydı. Benim baba kim bilir hangi arabanın altında garibim dünyadan bihaber! "Nerede o gavur tohumu?" diye bağırarak buraya geliyordu. "O serseri nerede?" Emniyet görevlileri Ahmet amcayı sakinleştirirken burasının bir devlet dairesi olduğunu hatı…