0.7
Yazar: Sümeyye Demirkan

Birkaç gündür Yamaç'la işler pek yolunda gitmiyordu. Aslında bizim onunla bir işimiz var mıydı ondan da emin değildim. Erkek işte anasını satayım yine bir halta yaramıyor kaktüs bitkisi. Obje. Ellerimi temizleyip önlüğümü çıkardıktan sonra aynanın karşısına geçip tipimi düzelttim. Bu gidişle benim üniversite hayalleri de suya düşecekti ben bu sanayide yüksek lisans yapardım anca. Mantıklı ya; paraya para demem işi kaptım mı! Hep tost yapacak değilim ticarete atılmak lazım. Kitaplarımı çantama tıkıştırıp çıktım ve babama baktım. "Sera kaçar." "Annene sor bir şey lazım mı?" dedi babam yağlı ellerini önlüğüne sürerken. "Akşam gelirken alayım." "Anneme huzur lazım baba," dedim düz bir sesle. "Aslında diyorum ki şöyle yakın bir zamanda bebişi de alıp bir yerlere gitseniz." "El kadar bebeyle nereye gideriz kızım?" "Hemen değil ama yakında işte," dedim sakince. "Yazık kadıncağız bunaldıkça bunaldı. Sen de yardım edemiyorsun." "Dur bakalım," dedi babam oralı olmadan. "Ayarlarız sonra bir şeyler. Bu sıra işim başımdan aşkın." "Senin her zaman işin oluyor baba," dedim. "Ama bu zamanlar bir daha geri gelmeyecek. Doğum yaptığından beri kadın evde. Bunalıma girmesinden korkuyorum." "Dur tamam ufaklık bir kırkını doldursun ben bir tatil planı hazırlarım. Birkaç gün gideriz." "Helal lan Yusufi," deyip boğazımı temizledim. "Neyse ben tekrar kaçıyorum baba evde görüşürüz." Babamla vedalaştıktan sonra eve doğru yürümeye başladım. Yürümeye dediysem durağa doğru çünkü iş yeri ve evimiz arası bir dolmuşluk mesafe vardı. Ellerim cebimde kafam önde anasını kaybetmiş gariban ördek yavrusu gibiydim. "Şş güzellik," diye denyonun biri arkamdan laf attığında direkt çantama sarılıp hışımla döndüğümde Tofaş'ta bizimkileri görmem bir oldu. Cengiz şoför koltuğunda, Sercan onun yanında Yamaç da arka koltuktaydı. Cengiz kolunu camdan dışarı sarkıtmış bana gülerken, "Atla yavrum," diye konuştu. "Yorulmasın ayakların." "Senin ehliyetin var mı lan dingil?" diye güldüm şaşkınlıkla. "Şş," diyerek susturdu beni. Yol kenarındaydık yanlışlık olmasın zaten trafik de akmıyordu. "O da olur bir gün. Para biriktiriyorum ehliyet için." "Sen daha dürümlerin parasını veremedin," dedi Sercan. "Oğlum bu gidişle senin baban bu arabayı hurdaya çıkaracak." "Tofaşk kanka," dedi Cengiz. "Laf ettirmem." Gözlerimi devirdiğimde Yamaçla göz göze geldik. Arka koltukta oturmuş Behlülle Bihter'i herkesin içinde sessizce gözetleyen Firdevs Yöreoğlu gibi izliyordu. Sinsice ama farkında olarak. Ne diyorsun kızım ya dizi süreni azalt! "Oğlum yol ortasında kaldık şimdi biri görecek hepten başımız belaya girecek," dedi Yamaç dikkatini dağıtarak. "Sera gel hadi," dedi Sercan. "Eve bırakalım seni." "Durağa geldim sayılır," diye çevirdim yüzümü yola. "Gerek yok." "Kızım amma muhabbet ettirdin," dedi Cengiz kızarak. "Atla çabuk valla çiğnerim, zaten ehliyetim yok." "Bir çevirmeye yakalanırsan ne olacak?" diye sordum. "O zaman ilelebet muhabbet edersin içeridekilerle." "Arka Beşli'den Cengo ben," diye el salladı. "İllegal işler genel müdürü... ve siz küçük hanım derhal bu lüks arabamıza biniyorsun evine kadar seni bırakıyoruz." Kafamı sağa sola sallayarak Yamaç'ın yanındaki yerimi aldım. Kaçak dövüşüyorduk onunla ama tam şu an Cengiz ve Sercan olmasaydı hiç diretmeden benimle derdinin ne olduğunu sorardım. Lafı evelemeye gerek yok, otuz sezonluk dizi çekmiyoruz heyecanlı yerde kursakta bırakmaya hiç gerek yok. "Annen ve kardeşin ne yapıyor kız?" diye sordu dikiz aynasından bakmaya çalışan Cengiz. "Bebe büyüyor değil mi?" "Yok olduğu yerde sayıyor," diye takıldım. "Bir ayı devirecek az kaldı. Büyüyor ama bu yaştan sonra zor tabii annem için." "Helal olsun," dedi Cengiz. "Benimki beni gördüğü yerde polise ihbar etmeye yer arıyor sizinkiler nüfus çoğaltma derdinde." "O da senden kaynaklı," dedi Sercan. "Yok kanka aile kaderdir," dedi Cengiz. "Kardeşim çok istiyorsan gel bize," dedi Yamaç. "Arada kalırsın." "Şaka yapıyoruz la o kadar da değil," dedi Cengiz. "Hem sen kalabalık değilsin sanki! Bir abin bi…