1.1
Yazar: Sümeyye Demirkan

ARKA BEŞLİ Cengo : Bakın şimdi ne yapacağım Gruba gelen mesajla dördümüz aynı anda kafamızı kaldırıp Cengiz'e doğru baktık. "Bir de parmakla gösterin tam olsun!" diye kızdı sessizce Cengiz. "Mal mısınız oğlum lan?" Sercan, "Bakın dedin ya it," diye homurdandı. Tahtadan çıkan kalem sesiyle yönümüzü değiştirip, pantolonunu iman tahtasına kadar çekmiş İngilizce hocası Reşit'le bakıştık. "Kendi aranızda konuşmayın!" diye uyardı bizi düz bir sesle. "Sorry teacher," dedi Cengiz gülerek. "Bilerek olmadı." "Bu cümleyi de İngilizce söyle," dedi Cengiz'e dönüp. "Benim dersimde İngilizce dışında konuşmak yasak." "Hocam ben Türkçe'yi zor konuşuyorum ya," diye mırıldanırken sınıfta gülüşmeler başladı. Reşit Hoca, "Türkçe yasak," diye uyardı bir kez daha. "Hocam siz niye konuşuyorsunuz o zaman?" "Sen anlayasın diye! İngilizce konuşamıyorsun ya!" "Hocam ben konuşamıyorum dedim anlamıyorum demedim!" Sınıfta tekrar bir uğultu oluştuğunda Reşit Hoca bozuntuya vermeden tahtanın önünden çekilip arka sıralara yani buraya doğru gelmeye başladı. Cengiz'in yutkunma sesini duydum. "Yarına kadar defterine 5 bin cümle sorry teacher yazıp geliyorsun," diye bir anda çıkış yaptı Reşit hoca. "Belki bu sayede anlarsın." "5 bin mi?" diye yuvaları gözlerinden fırladı Cengiz'in ya da gözleri yuvalarından mı demeliyim? Konu bu mu sence kızım ya! "Hocam ben nasıl yazayım o kadar şeyi yarına kadar?" "Şimdi başla yetişirsin," dedi. "Hocam yapmayın Allah aşkına," dedi Cengiz. "Beş bin kez özür dileyim yetmez mi?" "Aynı şey." "Tamam ama yazmayayım," diye itiraz etti. "Yazmayı hiç sevmem." "Öğretmenle pazarlık yapma zararlı çıkarsın" dedi Reşit hoca ve arkasını dönerek sırasına ilerledi. Cengiz bize dönerek sessizce küfür etti, ağzını okudum haytanın. Aynen kanka ben olsam ben de ederdim böylesini. "Yardım lazım mı?" diye alay etti Sercan. "He kıçımdan ter akıyor gel de sil," dedi Cengiz. Pis herifler ama arkadaş ne yapacaksın satacak halimiz yok. Zil çaldığında Cengiz'in sıraya üşüştük. Önündeki sıraya oturup yüzümü ona çevirdiğimde Yamaç da tam tepemde bitti. Benim son zamanlardaki kuyruğum heykel olanından ama. "Defter ayarlayalım mı?" diye başladım söze. "Kızım dalga geçme ya," dedi Cengiz moralsiz bir şekilde kalem çevirirken. "Dalga geçmiyorum oğlum," dedim ciddiyetle. "Defterin yok ki senin, bir de beş bin kelime..." ıslık sesi çıkardım. "Sana bir koli lazım." "Yok abi ben gidip konuşayım adamla böyle olmaz," dedi Cengiz. "Sabaha kadar bitmez yaz yaz." "Adam pazarlık yapma zararlı çıkarsın dedi az önce," diye araya girdi Yamaç sakin bir sesle. "Yapacak bir şey yok otur yaz." Yaren gülerek, "Kanki bize gel yardım ederim yazarız," dedi. Cengiz tavşan görmüş far gibi ya da far görmüş tavşan gibi Yaren'e baktı. Bugün de benim benzetmeler anasının Amerika'sına kaçtı herhalde Türkçe'min pili zayıflamış. Neyse. "Harbi mi kız?" diye sordu. "Hatta sana para versem yapar mısın Yaren?" Sercan güldü. "Ulan züğürt sende para mı gezer? Daha Yamaç'a bir sürü borcun var." Yaren, "Para istemem ama o kadarını yazamam," dedi. Manyak bu kız başına iş alacak. "Ne istersin peki?" "Şu F şubedeki Efe var ya," dedi Yaren gülerek. "Sorsana sevdiği biri var mı?" Cengiz sırıttı. "Bunu sormak kolay sen de sorabilirsin." Yaren elindeki kalemi Cengiz'in kafasına vurdu. "He çok kolay." "Tamam sorarım," dedi Cengiz. "Hatta istersen aranızı da yaparım." Yaren iyice gevşediğinde saçlarının uçlarıyla oynamaya başladı. "Harbi mi lan?" Gözlerimi devirdim ve ayaklandım. Yamaç'a ufaktan çarptığımda, "Af edersin," diyerek izin isteyip tuvalete gittim. Burada pek bir şey olmadı, lise hayatı işte basit döngü. Son ders zilinin ardından birlikte okul çıkış kapısına ilerledik. Sercan'ın kolu omzumdaydı. Arkadaşım olduğu için rahatsız hissetmiyordum kendimi. Yürürken bir ara Yamaçla göz göze geldik ve bir mimik yapmadan önümüze döndük. Çıkış kapısını arkamızda bıraktığımızda güvenliğin az ilerisinde bir arabanın önünde sırtını yaslamış buraya daha doğrusu bana bakan Fatih'i gördüm. Kaşlarımı çattığımda gül…