44. BÖLÜM
Yazar: Beyza Akdoğan

Yüzüme değen dudaklar uyanmama neden olmuştu. Zoraki açtığım gözlerimin görüş alanına Fırat girdi. "Ne yapıyorsun?" Bir yandan esniyordum. "Hatunumu uyandırıyorum" Ve yanağıma bırakılan bir öpücük... "Öperek mi uyandırıyorsun?" Muzipçe sırıttı. "Bundan sonra böyle, Çavreşamın" Alnıma bahşettiği öpücüğün devamı gelmeden yataktan kalktım. "Öpücüklerinin sonu iyi bitmiyor. En iyisi seslenerek uyandırman" Attığı kahkaha odada yankılandı. "Oruç olmasaydık şuanda dediğin olacaktı. Neyse, akşam devam ederim" "Aklın fikrin biraz işinde olsun. Saat kaç olmuş daha yatıyorsun" Konuyu değiştirmekte üstüme yoktu. Kalkıp yanıma yaklaştı. "Geç uyanmamın sebebi sensin" Kısık sesle konuşurken yüzüme nefesini bırakıyordu. Bu durumda titrememe sebep oluyordu. "Ben ne yaptım, sanki?" İçsel titreyişimi konuşarak bastırmaya çalışıyordum. Sağ kaşını havaya kaldırdı. "Gece yarısına kadar yordun beni, sonra da sahur derken haliyle bu saate kadar uyudum" Başımı dikleştirip ellerimi belime koydum. Karşısında cüce kalsam da umursamamıştım. "Kusura bakmayın ağam, madem sizi yoran benim bundan sonra tek başınıza başka odada uyursunuz!" Sesimi de duruşum gibi net çıkarmıştım. Maalesef ki ciddiyetimi burnumu sıkıp gülen Fırat bozdu. "Küçük boyunla bana mı dikleniyorsun?" Gülüşü karşısında gülmemek için zor duruyordum. "Önemli olan boy değil, canım. Misal, kavak ağacında da boy var ama akıl yok" Hayranı olduğum gözleri parıltısıyla beraber büyüdü. "Canım? Canım mı dedin bana?" Söylediklerimden sadece öylesine kullandığım bir kelimeye takılmasıyla kendimi tutamamış gülmüştüm. "Öylesine söyledim. Buna mı takıldın?" Suratını astı. "Öylesine söyledin demek.. Bana ilk defa ismim dışında güzel bir hitapla seslenince sevinmiştim" Arkasını dönerek banyoya girdi. Olduğum yerde bakakalmıştım. Yüzümdeki gülüşü silerek koltuğa oturdum. Halbuki kırılacağı bir şey söylememiştim. Gönlünü almak lazımdı. Ama nasıl? Fırat dolaptan takım elbisesini alıp banyoya tekrar girerken ben sessiz sedasız koltukta oturuyordum. Çok geçmeden takım elbisesini giyip çıktı. Yüzüme bakmadan, "Görüşürüz" diyip odadan çıktı. Ciddi ciddi kırılmıştı. Ayarsız dilim! Öylesine söyledim, demeyecektin. Adam her cümlesinde seni sevgi sözcüklerine boğarken sen canım kelimesini mi çok gördün, aptal dilim? Hızla sabahlığımı üzerime geçirip dışarı çıktım. Şükür, Fırat henüz konaktan çıkmamıştı. Etrafa ve yukarı bakındım, görünürde kimsenin olmadığına emin olunca Fırat'la aramdaki mesafeleri kapatıp arkadan sarıldım. Kulağına kısık sesle, "Hayırlı işler, behna dilemin" dedim. Birkaç saniye şaşkınlığın verdiği etkiyle dondu, kaldı. Sonra yavaşça bana döndü, ellerini belime doladı. Alnını alnıma yaslarken, "Tekrar söyle" dedi. Belimi sardığı ellerinden kurtuldum. "Benim ağzımdan laf bir kere çıkar" Çarpık gülüşünü görünce arkamı dönüp odaya doğru ilerledim. "O lafını akşam söylettirmezsem bana da Fırat Ağa demesinler" Odaya girmeden Fırat'a meydan okurcasına baktım. "Görüşürüz, Fırat Ağa" Saat öğleni geçince odada sıkılmış kütüphaneye çıkmıştım. Görünürde Elif Abla ve Dicle yoktu. Ya uyuyorlardı ya da salondalardı. Salona bakmaya tenezzül etmedim. Fırat'ın annesi Ünzile Hanım'ın fesat bakışlarına ve laflarına maruz kalmak istemiyordum. Sırf Fırat'ın hatırı için karşısında sessiz kalıyordum. Kadına 'hanım' bile diyordum. Ne alıp veremediği varsa her seferinde sinirimi bozacak cümleler kuruyordu. Yine okuduğum bir kitapla dış dünyadan soyutlanmıştım. Kitabın tanımı kesinlikle huzur olmalıydı. Okurken verdiği rahatlamayı hiçbir şey vermiyordu. Kitaplar ve Fırat'la yaşamak benim için yeterliydi, sanırım. Çünkü bana huzur veren; Fırat ve kitaplardı... "Kuzum, müsait miydin?" Kitaba kendimi kaptırdığımdan açılan kapıyı duymamıştım. Elif Abla'nın sesiyle daldığım kitap aleminden uzaklaştım. Kapının önünde bekliyordu. "Buyur, abla. Müsaitim tabi" Gülümseyerek kapıyı kapattı. Huzur veren bir diğer kişi de Elif Abla'mdı. "Nasılsın, kuzum? Kaç gündür oturup konuşamadık" "Mutluyum" "Halinden belli oluyor" Samimi gülüşü i…