32. BÖLÜM
Yazar: Beyza Akdoğan

Çaresizlik içinde kıvranır, hayatınızın geri kalanında artık mutluluk duygusunu hissedemeyeceğinizi sanırsınız. Sonra bir bakmışsınız ki mutluluk size gelmiş. Hem de ummadığınız anda, ummadığınız kişilerle... Elif Abla'yı yüzünde ona çok yakışan gülümsemesi ile bana bakarken görünce inanamamıştım. Ya rüyadaydım, ya da halüsinasyon görüyordum. Bana sarıldığı an anlamıştım ki rüya da değildi, halüsinasyon da... Yirmi senelik mahkumluğu çıkan bir af kararıyla bitmiş. Özgürlüğü, yaşamayı en çok Elif Abla hak ediyordu. Onu görmek, özellikle de hapishane dışında görmek içimde tarifi imkansız sevinç dalgaları oluşturmuştu. Şimdi karşımda oturuyordu. O da en az benim kadar mutlu ve şaşkındı. Hayatının sonuna kadar dört duvar arasına mahkum kalacağını bilerek günlerini geçiren insan bir anda özgür kalınca nasıl şaşırmasın ki? "Hâlâ inanamıyorum, abla" Güzel yüzünde yine tebessüm oluştu. Gözlerinden bile mutluluk fışkırıyordu sanki. "Bende inanamıyorum, kuzum. Rüyada gibiyim sanki" "Abla, bir şey soracağım" "Sor, kuzum" "Konağı nasıl buldun?" "Cezaevinden çıktığımda Kozan'ların konağına gittim. Orada olmadığını, abilerinin yanında olduğunu söylediler. Adresi istedim, cana yakın bir kız vardı. Sağ olsun o yardımcı oldu, şoförlerine beni buraya getirmesini söyledi" Tabi ki de bunu yapan Dicle'ydi. Yoksa Şeytanların Mabedi'nde iyilik yapacak başka kadın yoktu. "Abilerinin yanında olduğunu duyunca töre engelini aştınız, özgür kaldın sandım. Sevinerek geldim ama sevincim kursağımda kaldı" Söyledikleri karşısında yüzümde acı bir tebessüm oluştu. "Töre engelini aşamadan önüme başka engeller çıktı" derken bacaklarımı işaret ettim. "Önündeki bütün engelleri aşıp, dimdik duracaksın güzel kızım" "Artık imkansız" "İmkansızı başarmak senin elinde. Sen güçlü ve inançlısın. Evelallah bunun da üstesinden geleceksin" "Felç kaldığım gün inancım da bitti" "Böyle konuşmak sana yakışmıyor, Arjin'im. İnancını bitirirsen hayatını da bitirmiş olursun" Yüzümdeki acı tebessümle kafamı sağa sola sallayabildim sadece. Bir süre sessiz kaldık. Elif Abla fincanındaki son kahve yudumlarını da içince ayağa kalktı. "Ben artık gideyim, kızım. Sen dinlen, sonra yine gelirim" Kaşlarımı çatarak baktım. "Nereye gideceksin?" Soruma yanıt olarak sadece kafasını eğdi. Buradan anlamıştım, gidecek hiçbir yeri olmadığını. "Otur, abla. Sende artık bu evde yaşayacaksın" Az önce eğdiği kafasını kaldırıp bana bakınca yüzündeki şaşkın ifadeyi gördüm. "Olmaz, kuzum. Rahatsızlık veremem, gidecek bir yer elbet bulurum" "Tamam, en azından gidecek yer bulana kadar kal" Saniyeler süren sessizliği sonrası, "Ailen ne der, kuzum? Sen kal diyorsun da, ya onlar rahatsız olursa?" diye sordu. "Estağfurullah ne rahatsızlığı, abla. Kimse rahatsız olmaz" "Peki, birkaç güne kadar inşallah kalacak yer de bulurum" Gülümsedim. Gidecek yeri, benden başka kapısını çalacak kimsesi olmayan bir kadının gitmesine izin veremezdim. Konuşmaya daldığımız sırada kapının açılmasıyla sohbetimizi yarıda kesip gelene baktık. Annem gelmiş, gülümseyerek bize bakıyordu. "Rahatsız etmedim, inşallah" "Estağfurullah" Anneme Elif Abla cevap vermişti. "Keça min, abilerin geldi. Sofra da hazırdır, yemeğe geçelim hadi" "Tamam, anne" Üzerimdeki battaniyenin ucunu tutarak kenara ittirdim. Annem odanın köşesinde duran mahkumiyetimin sembolünü yatağımın yanına getirdi. Elif Abla yerinden kalkarak annemin yardımıyla beni tekerlekli sandalyeye oturttu. "Teşekkür ederim" "Rica ederim, kuzum" Elif Abla arkama geçerek sandalyeyi sürmeye başladı. Annemde arkamızdan gelirken salona girdik. Yine biz hariç herkes masanın etrafına oturmuş, bekliyordu. Bizi gördüklerinde abilerim ayağa kalktı. Elif Abla'yı selamlayıp, hoş geldin dedikten sonra tekrar oturdular. Ben babaannemin karşısına, Elif Abla çaprazımdaki sandalyeye oturdu. "Nasılsın, güzelim?" Devran Abim'in sorusuyla ona döndüm. "Çok iyiyim abi" Benden böyle bir cevap beklemediğini şaşkın bakışlarından anladım. "Neye borçluyuz bu kadar iyi olmanı?" Devran Abim sormadan Azat Abim sormuşt…