27. BÖLÜM
Yazar: Beyza Akdoğan

Arabayı konağın önüne park edince bağırma sesleri duymuştum. Koşarak konağa girdiğim sırada gözlerim bağırma seslerinin geldiği yöne kayınca gördüğüm manzara karşısında şoka girmiştim. Arjin merdivenlerden yuvarlanıyordu. Girdiğim şoktan çıktığımda Arjin çoktan merdivenlerin aşağısına düşmüştü. Korkuyla yanına koşmuş, yere çömelmiştim. Gözleri kapalı, kolları iki yana açılmış yerde yatıyordu. Kafasından tuttuğumda ellerimde ıslaklık hissettim. Elime bakınca kan olduğunu gördüm. Arjin şuan kollarımın arasında baygındı ve kafası kanıyordu. Allah'ım ne oluyordu böyle? "Fırat! Kurê Min, kız iyi mi?" Annemin sesiyle bakışlarımı Arjin'den çekip merdivenden koşarak inen aileme baktım. "BURADA NE OLDU? BU KIZ NİYE BU HALDE?" Dicle koşarak yanımıza gelmişti. "A-abi, babamla tartışıyordu" Dicle ağlayarak konuşmuştu. "Neyin tartışması, DİCLE?" Deliye dönmüştüm. "Tecavüz meselesini öğrenmiş" "KAHRETSİN!" Ellerim, üzerim Arjin'in kanıyla kaplanmıştı. Bir yanım korku, bir yanım şaşkınlık doluydu. Aklım başıma yeni gelmiş gibi Dicle'ye döndüm. "DİCLE, ÇABUK AMBULANSI ARA!" "Tamam, abi" Dicle yerinden kalkıp merdivenlere yöneldiğinde, "Telefonumu cebimden al, ara!" dedim. Dicle gözlerinden yaşlar akarak cebimden telefonumu aldı. "Kafası mı kanıyor?" diye sordu, Rojda Yengem. "Kız kan kaybediyor, bir an önce hastaneye yetiştirmemiz lazım!" Şaşkınlık ve korkudan ne yapacağımı bilmiyordum. "Bırak, gebersin!" Babamın lafıyla beynime kan sıçradı. Öfkeyle babama baktım. "BABA, SEN NE DİYORSUN?" "Hak ettiğini buldu" Burnumdan solumaya başlamıştım. "SUS, BABA. SUS!" Ambulansı bekleyecek vakit yoktu. Arjin çok fazla kan kaybediyordu. Arjin'i kucağıma alarak arabaya koştum. "Adem, kapıyı aç!" "Tamam, ağam" Adem arabanın arka koltuğunu açınca Arjin'i dikkatlice oraya yerleştirdim. Dicle gelmiş, Arjin'in ayak ucuna oturmuştu. Annemde yanıma oturmuş, "Kurê Min, çabuk ol" dedi. Arabayı son sürat hastaneye sürdüm. "O merdivenden nasıl düştü?" Korkuyla sorduğum soruya cevap gelmemişti. Annem de Dîcle de kafasını eğmiş, susuyorlardı. "SİZE BİR SORU SORDUM!" "Babanla tartışırken baban yanlışlıkla ittirdi" İşte bu beni iyice çileden çıkarmıştı. Sinirlerim kat be kat artmış, gaza yüklenmiştim. "LANET OLSUN! BU ADAM BAŞIMA BELA AÇMAKTAN BIKMADI MI?" Annem gözyaşları içinde bana bakıyordu. "O da bilerek yapmadı, Kurê Min" Hastanenin önüne geldiğimizde arabayı durdurarak hızla indim. Arka kapıyı açıp Arjin'i kucağıma aldım. Acile doğru koşarken bir yandan bağırıyordum. "DOKTOR!" Sesimi duyan sağlık personelleri sedye ile yanımıza gelmişti. Arjin'i yavaşça sedyeye bıraktım. Hâlâ gözleri kapalı, yaşam belirtisi vermiyordu. "Ne oldu?" diye soran sağlık personeline, "Merdivenlerden düştü" diyerek cevap verdim. Arjin'i sedyeyle acilin içerisine götürdüklerinde peşlerinden gittim. Kapının önünde güvenlik belirdi, eliyle dur işareti yaptı. "İçeri giremezsiniz, beyefendi" "Nasıl giremem?" "Yasak" "Karım içeride, yanında olmam lazım!" "Maalesef beyefendi. İçeriye hasta yakınları alınmıyor" "Kahretsin!" Öfkeyle duvara tekme atmıştım. Annem kolumdan tuttu. "Gel, oğlum. Sakin ol bi" Annemin ellerinden kolumu kurtardım. "Nasıl sakin olayım, ana? Kız içeride ölüm kalım savaşı veriyor!" "İyi olacak, sakin ol hele sen" Annemin sözlerini umursamadan acilin önünde beklemeye başladım. Dicle de köşeye oturmuş ağlıyordu. "Fırat" Duyduğum sesle arkamı döndüm. Babam ve Rojda Yengem gelmişti. Babamın değil sesini duymak yüzünü dahi görmek istemiyordum şuan. Üzerine doğru yürüdüm. "Senin ne işin var burada?" Dişlerimi sıkarak konuşmuştum. "Merak ettik o yılanı" Ellerimi yumruk yapmış, sıkıyordum. "Elimden bir kaza çıkmadan git!" "Düşmanını babana mı savunuyorsun?" "ARJÎN BENİM DÜŞMANIM DEĞİL, KARIM!" Düşmanlık falan umrumda değildi. Şuan düşündüğüm tek şey Arjin'in iyi olup olmayacağıydı. "Allah aşkına durun hele" Annem aramıza girmişti. Koridordaki herkes bize bakıyordu. "Gel, Yasir. Biz çıkalım" Babam tek kelime etmeden gitti. Annemde, "Biz dışarıdayız, kurê min. Habersiz bırakmayın" di…