24. BÖLÜM
Yazar: Beyza Akdoğan

Midemde hissettiğim ağrı ile gözlerimi açtım. Sabah sabah bu ağrı da nereden çıkmıştı ya? Sanki birisi bıçak saplıyordu mideme. Yattığım yerden doğruldum. Midemi ovmaya başladım. Gözlerim bozulmamış, boş duran yatağa kaydı. Erkenden gitmişti anlaşılan. Komodinin üzerindeki telefonumdan saate bakınca daha sabahın 07.17'si olduğunu gördüm. Bu kadar erken çıktığına hiç rastlamamıştım. Ayrıca ben uyumadan önce gelmemişti. Sonra gelseydi mutlaka tıkırtısını duyardım. Kesin yine içip içip sızmıştır bir yere. Acıyla ayağa kalktım. Ağrıdan iki büklüm duruyordum. Sıcak bir duş alsam iyi gelirdi belki. Dolaptan kıyafetlerimi alıp banyoya geçtim. Her ihtimale karşı kapıyı kilitledim. Küvetin içini sıcak suyla doldurdum. İçine girdim. Sıcağın insana çok farklı bir etkisi oluyordu. Sıcak yavaş yavaş mayıştırmıştı. Midemde rahatlamış, hafif bir ağrı vardı sadece. Küvetten çıkıp kurulandıktan sonra üzerimi giyindim. Havluyu ıslak saçlarıma dolayınca odaya girdim. Önce yerdeki yatağı topladım. Sonrada yatağa oturup ayaklarımı uzattım. Gözlerimi kapatıp düşüncelere daldım. Tabi bu düşünceler de cehennemden farkı olmayan hayatımdan ibaretti. Sözleşmeyi imzalamıştım. 3 ay sonra bu cehennemden kurtuluyordum. Kurtulmadan da içimi soğutacak bir intikam alacaktım. Fırsatım olursa daha beterlerini de yapacaktım. Bu konaktan giderken arkamda acılarla dolu insanlar bırakmak istiyordum. Planladığım şey bugün gerçekleşiyordu. Gerisi su gibi akacaktı. Bugün Devran Abim'e, Fırat'ın yavuklusu Şehnaz'ı istemeye gideceklerdi. O gün Şehnaz'ın 'beni istemeye gelen ilk kişiyle evleneceğim' sözünden sonra düşünüp durmuştum. Aklıma Devran Abim gelmişti. O da evlenmek istiyordu. Hem onun isteği gerçekleşecek hem de Fırat acının en büyüğünü çekecekti. Babaanneme Şehnaz'ı istemeye gitmelerini tavsiye ettiğimde çok sevinmişti. Benim artık kendi evliliğime alıştığımı, abimin de evlenmesini istediğimi düşünmüştü. Ah, babaanne! Sen torununu daha tanıyamamışsın. Kapının açılma sesini duyunca gözlerimi açtım. Saniyeler içinde kapı kapandı, odaya Fırat girdi. Ceketini omzuna atmış, gömleğinin üst düğmeleri açıktı. Gözleri şiş, saçları da dağınık duruyordu. Kısacası dağılmıştı. Halinden anladığım kadarıyla sevdiğini istemeye gideceklerini öğrenmişti. İyi olmuştu, daha beter olurdu inşallah. Bana bakmadan dolaptan kıyafetlerini alarak banyoya geçti. Bende yataktan kalkıp cam kenarındaki koltuğa oturdum. Kesin uyurdu. Muhatap olmaya gerek yoktu, o söylemeden yataktan kalkmak en iyisiydi. Okuyacak kitabım kalmamıştı. İnternetten sipariş versem hem o kadar beklemeyez, sıkılırdım. Hem de bu lanet konağın adresini bilmiyordum. Kalkıp kimseden de isteyemezdim. En iyisi çarşıya çıkıp almaktı. Aynanın karşısına geçip şalımı taktım. İyice zayıflamış, solmuştum. Ne zaman iyi olurdum bilmiyordum. Artık iyi olmaya bile hevesim yoktu. Dolaptan kabanımı ve çantamı çıkardım. Telefonumu çantama yerleştirdikten sonra kabanımı giydim. Çantamı omzuma taktığım sırada Fırat banyodan çıktı. Göz göze geldik. Sararmış göz bebeklerinden uykusuz olduğunu anladım. Üzerinde takım elbisesi vardı. Anlaşılan uyumayacak, gidecekti. Bakışlarımı çekip kapıya doğru adım atmaya başladım. "Nereye?" Yorgun bir ses tonuyla sormuştu. Derin nefes aldım. "Hesap verme gibi bir zorunluluğum yok." "Nereye gidiyorsun?" "Sanane" Bir şey demesine fırsat vermeden hızla odadan çıktım. Merdivenlerden inerken bir el kolumdan tutup durdurdu beni. "Şu huyundan vazgeç artık!" Sinirle bana bakan Fırat tutmuştu, kolumu. Kolumu elinden kurtarınca bende öfkeli bakışlarımı ona diktim. "Bana dokunma!" "Sana insan gibi soruyorum. Aynı şekilde cevap vermek zor mu?" "Seninle muhatap olmak istemiyorum demek ki" "İnan bende seninle muhatap olmak istemiyorum ama anlaşma bitene kadar gerçek evli gibi görünmemiz lazım" "Anlaşma da olsa senle evli rolü yapmayacağım" "Bak canım sıkkın. Sende daha fazla germe beni!" Canının neye sıkkın olduğunu düşünmeye gerek yoktu. Biliyordum, zaten. "Beter ol!" Arkamı dönüp merdivenleri hızlı bir şekilde inme…