GİRİŞ
Yazar: Betül

Yalnız yaşayan insanların hayattan daha çok zevk aldığını, daha çok sosyalleştiğini sanıyordum fakat zamanla artan sorumluluklarım benim tek sosyalleşme aracım olmuştu ve ben mutlu değildim. Yapmam gereken yığınla iş, ödemem gereken faturaların gün geçtikçe birikmesi, yazarlığın çokta para kazandırmadığını farketmeme yetmişti. Aileme bağlı kalmamak için ne kadar dirensemde, ödeyemediğim kredi borçlarım için eve gelen ihtarname ile dayanamadım. Babamdan biraz borç para istemek için eve gitmiştim, onlarla yaşamaya geri dönmem için saatlerce dil döksede bunu kabul etmedim ve o da bunun üzerine para vermeyi kabul etmedi. Nihayetinde çıkarken erkek kardeşim bana bir çek vermişti. Onu seviyordum, o da beni seviyordu; biz gerçekten güzel yaşanmışlıklarla büyümüştük. Ben artık bağımsız olmak istiyordum ama babam onlardan kopmamı bir türlü istemiyordu; oysa bu bir kopma bile değildi. Ben şirkette ömrümü çürütmek istemedim, yazar olmak istedim. Oturduğum apartmandan dört durak ötede bulunan banka binasına gidip bu çeki bozducaktım, her ne kadar yakın olsada asla yürüyerek gitmeyecektim. Durağa geçtim ve aracın gelmesini bekledim. Araç geldiğinde kartımı cihaza okutup boş bir yere geçtim. Diğer yolcularında binmesini beklerken yanıma kendini koltuğa fırlatırcasına oturan adamın varlığı ile irkildim. Biraz şaşkın bir surat ile bakışlarımı adama çevirdim, o da bakışlarıma laubali bir şekilde karşılık verdi. Hoş değildi, huzursuzluk sardı etrafımı ama zaten dört durak sonra ineceğim için kafamı cama çevirip dışarıyı seyretmeye başladım. Camdan yansımasını görebiliyordum, bana doğru eğildi. "Pardon" Onu duymuştum ama karşılık vermek istemedim ve vermedim de. İri bir vücuda sahipti ve çift kişilik bir koltukta oturuyor olsak da bu yüzden sığamadık. Tüm yolculuk boyunca sessizce öylece oturduk. Dört durak sonra şükürler olsun ki indim. Peşimden onunda indiğini görünce anlık bir duraksama yaşadım. Arkamı dönüp bankaya doğru ilerledim. Arkamdan geldiğini hissedebiliyordum. Bankanın iki kapısınıda peş peşe açıp içeri girdim, o da girdi. Bu adam, tam bir kötü enerjiydi ve beni takip ediyordu. Bir anlığına cevap vermedim diye acaba beni takip mi ediyor diye düşündüm; yazarlığın kötü yanı; her olayı senaryolaştırıyor olmaktı. Gişe için sıra fişimi aldım ve sıramın gelmesini beklemek için oturdum. O süre içinde bakışlarım yine o adamı buldu. Kötü enerji ya, merak ediyorum. Uzun boyuyla banka içinde bulunan ATM cihazında sıra bekliyordu. Sıradaki insanlar arasında en uzun olanı oydu. Süpermen filminden bir sahne canlandı gözümde. Clark kalabalık arasından sıyrılarak gazete binasına girmeye çalışıyordu. Herkes ondan kısaydı ve bu onun oradaki herkesten gerçekte de nasıl farklı olduğunu vurgulayan bir sahneydi. Ne tuhaftır ki bu adamda içimizde hareketleri ve mantığı en tuhaf olan kişiydi. Bankada işin yoksa kimse buraya para çekmek için otobüse binip gelmez. Bu adam benimle aynı duraktan bindi. Para çekmek istiyorsa neden yolun karşısındaki benzinliğin önündeki ATM den çekmedi ki. Zaten tarzı da tuhaftı. Baştan aşağı siyah giyinmişti. Siyah bir şapkası vardı. Bunlar tuhaf değil, tuhaf olan tişörtünde Punisher yazıyordu 'Cezalandırıcı'. İri bedeni ile bir korumaya benziyordu. ATM sırasında sıra ona gelene kadar bakışları ile sürekli etrafı izledi, bende onu. Sıkılmış gibiydi. Sıra ona gelince ise bir şeyler ters gitmeye başlamış olacak ki birden bağırmaya başladı. "Ne sikim bir şey bu! Biri şuraya baksın, hey!" Herkesin dikkati birden oraya çevrildi. Güvenlik adama doğru koştu. Sırada bekleyen diğer insanlar adama bir şeyler söylemeye başladı. "Bağırma kardeşim, ne oluyor?" Adamın pek umurunda olmadı, hatta sert bir karşılık verdi " Kardeşin değilim ben senin, yetkili birini çağır!" Etraftan birkaç adam da olaya dahil oldu. Birbirlerine bağırmaya başladılar. El kol hareketleri durumu iyice kızıştırdı çünkü artık birbirlerini ittiriyorlardı. Güvenlik bir eli ile onun kendisinden daha iri bedenini iteklerken diğer eli ile silahını tutuyordu. Genç kızlard…