Yer Altı Sarnıcı-İlk Ders
Yazar: Peri1

Kharon gitmişti. Savaş alanında kalmak intihardı. Sistem kısa süre içinde o sokağı yeniden tarayacak, o yırtılan zaman dokusunu yamamaya çalışacaktı. “Burada kalamayız,” dedi Raziel. Gözleri etraftaki şaşkın kalabalığı tarıyordu. “Sistem körleşti ama kokuyu alacaklar. Bize bir sığınak lazım. Frekansların yankı yapmayacağı, kör bir nokta.” Lina başını salladı. Fiziksel olarak etrafına bakmadı. Zihinsel ağı, o görünmez iletişim hattını genişletti. Sokaktaki uyanmışlara, binaların içinde titreyerek saklananlara, şehrin bambaşka köşelerinde içindeki ışığı yeni fark edip dehşete düşenlere seslendi: “Işığı görenler. Hafızası kanayanlar. Beni takip edin.” Şehrin altında, eski, devasa bir yeraltı sarnıcına indiler. Yıllardır kullanılmayan, paslı demirlerin ve yosun tutmuş taşların arasında, unutulmuş bir labirent. Gelenler oldu. Onlarca insan. Kimi yara almış kanamış, kimi yorgun, kimi hâlâ ne olduğunu tam kavrayamamış haldeydi. Ama hepsinin gözlerinde o kadim fer, o sönmeyen kıvılcım vardı. Sarnıcın geniş avlusunda toplandılar. Lina ve Raziel merkeze geçti. “Radarlardan tamamen çıkmamız lazım,” dedi Raziel. Lina ona doğru bir adım attı. “Birlikte.” Lina ellerini iki yana açtı. Kehribar rengi, sıcak Aldebaran gücü avuçlarından dökülmeye başladı. Raziel onun tam arkasına geçti. Ellerini Lina’nın omuzlarına koydu. Kendi gece mavisi, sonsuz karanlığını o ışığın içine kattı. İki zıt frekans sarmal oldu. Yukarı doğru yükseldi ve sarnıcın taş tavanından başlayarak tüm yeraltı kompleksini devasa, görünmez bir kubbe gibi sardı. Sistem için, Ara Katman haritasında burası artık bir hiçlikti. Ne bir ısı, ne bir frekans, ne de bir canlı belirtisi. Kalkan örülmüştü. Toplayıcılar artık bu çizgiyi geçemezdi. Kalkanın o güven veren uğultusu sarnıca yayıldığında, fısıltılar kesildi. Herkesin gözü merkezdeki ikiliye çevrildi. Lina kalabalığa baktı. Bir lider gibi dikilmedi; onlardan biri gibi, ayakları yere basarak konuştu. “Ben sizin kurtarıcınız değilim,” diye başladı Lina. Sesi yankı yapmıyor, doğrudan göğüs kafeslerine işliyordu. “Ben sadece sizden biraz daha erken uyandım.” Etraftaki sessizlik derinleşti. “Bir hapishanedeydik. Bize kim olduğumuzu unutturdular. Kendi hayatlarımızın seyircisi olmamızı istediler. Ama bitti. İçinizde hissettiğiniz o ateş o tuhaf yaratım gücü, o sizin asıl kimliğiniz. Sizler birer sistem hatası değilsiniz. Sizler, uyanmış kadim ruhlarsınız.” Kravatlı adam öne çıktı. “Ne yapacağız? Dışarıda o şeyler bizi avlıyor. Benim yanımdaki çocuğu bir saniyede sildiler.” Adamın sesi titriyordu. Raziel devreye girdi. Onun karanlık ama sağlam aurası, kalabalığın paniğini bir çapa gibi tutuyordu. “Sizi silmek isteyecekler,” dedi Raziel gerçekçi, tavizsiz bir tonla. “Çünkü siz uyandıkça, onların sahte dengesi çöküyor. Bu kalkan bizi bir süre saklar ama sonsuza dek değil. Hayatta kalmak istiyorsanız, o gücü bir silah gibi taşımayı öğreneceksiniz.” Lina başını salladı. “Gücünüz şu an kontrolsüz bir yangın gibi. Kharon’un yerinizi tespit etmesini sağlayan şey de bu. Bu yüzden burada ruhsal eğitimlere başlıyoruz. Işığınızı nasıl bir iğne deliğine sığdıracağınızı, kalkanlarınızı nasıl öreceğinizi ve enerjinizi nasıl görünmez kılacağınızı öğreneceksiniz. Kendi içinize bakmayı öğreneceksiniz.” Bir sorun daha vardı. Lina’nın midesi guruldadı. İnsan bedeni ruhları kadim ve ölümsüz olsa da, etten ve kemikten oluşan bu bedenlerin kuralları vardı. Lina gülümsedi. Bu yorgun, buruk bir gülümsemeydi. “Bizler uyandık,” dedi. “Ama hâlâ etten ve kemikten oluşan bu bedenin içindeyiz. Susayacağız. Acıkacağız. Hastalanacağız. Bu bedenleri hayatta tutmak zorundayız.” Raziel planı çizmeye başladı. “Kalkanın dışına çıkacağız. Ama körü körüne değil. Vardiyalar halinde. Küçük, görünmez ekipler kuracağız. Dışarıdan erzak, su ve tıbbi malzeme toplayacağız.” Raziel duraksadı, gözleri Lina’ya kaydı. Lina onun ne söyleyeceğini biliyordu. “sadece erzak değil,” diyerek tamamladı Lina. Zihnindeki ağda, hâlâ dışarıdan gelen o zayıf, dehşet içindeki küçük ışık sinyaller…