YENİ DÜNYA
Yazar: GhostCentaur26

Babamın sözlerindeki o ağır ve gizemli ton, çocukların pota altındaki neşeli bağrışmalarını bir anda çok uzak bir uğultuya dönüştürmüştü. Cevabımı beklemeden ayağa kalktı, ceketinin önünü ilikledi ve "Gidip kendi gözlerinle görmen gereken şeyler var Atlas. Arabada bekliyorum," diyerek o bildik, itiraz kabul etmeyen adımlarıyla parktan uzaklaştı. Çocuklara el sallamaya bile fırsat bulamadan protezlerimin üzerindeki yükü dengeleyip arkasından yürüdüm. Yol boyunca arabada çıt çıkmadı. Şehrin tanıdık caddelerinden çıkıp, daha önce varlığından bile haberdar olmadığım, yüksek güvenlikli tellerle çevrili ormanlık bir arazinin derinliklerine doğru ilerledik. Arabayı betonarme, penceresiz ve adeta bir sığınak gibi toprağa gömülmüş devasa bir binanın önünde durdurdu. Burası babamın yıllardır gecesini gündüzüne kattığı, adını bile fısıldamaktan çekindiği o gizli laboratuvardı. Ağır metal kapı, babamın göz taramasından geçmesinin ardından tıslayarak iki yana açıldı. İçeri adım attığım an, buranın sıradan bir bilim merkezi olmadığını anladım. Havada keskin bir ozon kokusu ve elektronik cihazların derinden gelen o düzenli vızıltısı vardı. Geniş koridorlar boyunca uzanan loş ışıklar, duvarlardaki devasa sıvı kristal ekranları aydınlatıyordu. Ekranlarda, daha önce hiç görmediğim karmaşık kod dizilimleri, üç boyutlu topografik haritalar ve ne olduğunu anlayamadığım biyometrik veriler akıyordu. Protezlerimin sert zemine vuran mekanik ritmik sesleri, laboratuvarın o steril sessizliğinde yankılanıyordu. Babam beni binanın kalbine, ana kumanda merkezine götürdü. Burası devasa bir kubbeyi andırıyordu. Kubbenin tam ortasında, tabandan tavana kadar uzanan, içi yoğun ve parıltılı bir plazma sıvısıyla dolu şeffaf bir silindir duruyordu. Sıvının içinde, sanki yaşayan bir organizmaymış gibi sürekli yer değiştiren, kendi ışığını üreten elektromanyetik dalgalar dalgalanıyordu. Silindirin etrafı, Uzay'ın görse heyecandan aklını kaçıracağı türden gelişmiş bilgisayarlar, kuantum sunucuları ve holografik panellerle çevriliydi. Beyaz önlüklü birkaç bilim insanı, ellerindeki tabletlerle panelleri çılgınca güncelliyor, hummalı bir çalışma yürütüyordu. Babam, parıldayan o devasa silindirin önüne gelip durdu. Yüzüne vuran mavi ışıkla birlikte, yılların yorgunluğunu taşıyan gözlerinde ilk defa mutlak bir zafer ve gurur gördüm. Eliyle panelleri işaret ederek bana döndü: "İşte Atlas... Dünyayı sarsacak dediğim, ömrümü adadığım proje bu. Bu sadece bir enerji ya da teknoloji projesi değil. Bu, insanlığın bir sonraki adımının, yeni bir dünyanın kapısı. Ve o kapıdan ilk geçecek olan, orayı inşa edecek olan sensin." Babamın gözlerindeki o parıltı, silindirden yayılan mavi ışıkla birleştiğinde neredeyse ürkütücü bir hal almıştı. Soruyu sorarken sesimin titremesine engel olamamıştım. Gözlerimi o çılgınca dalgalanan plazma sıvısından ayıramıyordum. Metal protezlerimin üzerinde dikilmek, o an bana her zamankinden daha ağır gelmişti. Babam, derin bir nefes alarak silindire doğru bir adım daha yaklaştı. Eli, kontrol panelinin üzerindeki parlayan bir tuşun üzerinde gezindi. "İçine girdiğinde Atlas," dedi, sesi tüm laboratuvarda yankılanan bir fısıltı gibiydi. "Bu sıvı, vücudundaki sinir sistemiyle ve zihninle tam bir senkronizasyon kuracak. Bu gördüğün plazma, sadece kimyasal bir bileşim değil; o, bizim 'Öte Taraf' dediğimiz, tamamen dijital ama fiziksel gerçekliğe sahip yeni bir dünyanın kodlarını taşıyor. Senin bilincini, algını ve tüm potansiyelini oraya aktaracak." Yüzümü buruşturdum, anlamaya çalışıyordum. "Yani beni bir bilgisayar programının içine mi hapsediyorsun? Bir simülasyona mı?" "Hayır, hayır..." diyerek hızla kafasını salladı. Yıllardır beni anlamayan o mesafeli adam gitmiş, yerine projesini dünyaya anlatmaya çalışan tutkulu bir dahi gelmişti. "Bu bir simülasyon değil oğlum. Bu, sınırları olmayan, fiziksel kuralların yeniden yazıldığı, tamamen bakir bir gerçeklik boyutu. Biz oraya 'Yeni Dünya' diyoruz. İçine girdiğinde, bu dünyadaki tüm fiziksel sınırlarından kurt…