GİRİŞ
Yazar: GhostCentaur26

Lise son sınıfına geçtiğim yaz, babamın parkta sınıf arkadaşlarımdan Mert, Çağdaş ve lisenin başından beri sırdaş olacak kadar samimi olduğum bir diğer arkadaşım Uzay. Hepimiz lisenin başında birinci sınıfta bir beden dersinde hocanın boş bıraktığı zaman tanışmıştık. Mert; lise çağında birine göre oldukça yapılı bir vücut yapısına sahipti. Bize söylediğine göre çocukluğundan beri boksör olmak istiyordu. Saçları asker traşı kesik olurdu. Babasının eski bir üst düzey asker olmasının etkisi de olmalıydı bunun nedeni. Siyah gözlerinde her zaman bir kara delik hissi yaratması da cabasıydı. Çağdaş; grupta basketboldan başka derslerde kendini kanıtlamış birisiydi. Saha içi hariç onu gözlüksüz gören çok az yerler vardı. Mavi gözlerinde denizi barındırmak dışında sıska diye dalga geçtiğimiz birisiydi. Biz ona böyle dedikçe küfür ederek aramızdan ayrılır ders notlarını paylaşmamakla tehdit ederdi. Uzay; adı gibi insandı. Sonsuzluğa o kadar meraklı bir insandı ki, anlatacak kelime bulmak zor onun için aslında. Teknolojiye merakıyla sürekli olarak bir program yazma telaşı vardı. Her seferinde kendi oyunumu çıkaracağım deyip dururdu. Bunu aslında başarıyordu da. Bizim gibi o da basketbola merakını çocukluğunda babasının onu götürdüğü bir Fenerbahçe'nin basket maçına götürmesine bağlardı. Tabi dönüşte küçük kardeşi Timur'u trafik kazasında kaybetmesinin de payı büyüktü. Bazen bize iç dökmelerinde kahve gözlerinde hüzün oldukça aşikardı. İleride profesyonel bir basketbol oyuncusu olduğunda onu gururlandıracağını söyler dururdu. Ben; adım Atlas, buraya kötü bir sebepten ötürü gelmiştim ve bu yüzden ailecek taşınmak zorunda kalmıştık. Doğuştan gelen bir sağlık sorunum yüzünden babamın bir meslektaşının isteği üzerine ve bana daha iyi geleceği için böyle bir şey istemişti. Ortaokul sonunda liseye başlamadan önce operasyon geçirmiş, iki bacağımı amputasyon yaptırmıştık ve şimdi iki bacağımda protez vardı. Başlarda alışamamıştım bu duruma. Bu durumu asla istemiyordum ama yapmaya mecbur bırakılmıştım. Yoksa ilerleyen zamanlarda yatağa bağlı yaşamak zorunda kalabilirdim. Diz altım yine uyuşmaya başladığını hissettiğimde şortu biraz kıvırıp protezin bağlama noktasından ayırdığımda kolumun dürtülmesiyle kendime geldim ve solumda oturup kola uzatan Uzay'a baktım. "Daldın gene kral. Hayırdır ne düşünüyorsun?" Diğer bacağı da ayırmaya uğraşırken Uzay'ın diğer tarafına oturan Çağdaş ayaklandı ve elinde basket topunu sektirerek önümüze geldi. Yine o nutuklarından birini söyleyeceği belliydi. "Arkadaşlar size bir sorum olacak. Sizce bizim basketbol dışında düşünmemiz gereken bir sorun yok mu? Mesela akademik olarak nereye gideceğimiz gibi?" Şu çocuğun olur olmadık zamanlarda şu konuları açması adamı delirtiyordu. Protezin bağlandığı yerleri ovuşturarak bakışlarımı güneş yüzünden kısarak top sektirmeyi bırakmış, parkeye oturan çocuğa baktım. "Sence şu grupta senden başka akademik kariyer düşünen var mı arkadaşım?" Mert'in nereye gittiği şimdi aklıma gelirken tekrar lafa daldım. "Bu Mert, neden sürekli bir şeyler yemek zorunda. Gastronomi bölümüne gidebilir bak. Onu ikna etmene bakar Çağdaş." Uzay kolasından bir yudum daha alırken kolumu bir daha dürtmesine sinir oldum. "Sende şu kolumu dürtüp durma lan." Kafasıyla gelen babamı işaret ettiğinde ne yapacağımı şaşırdım. "Asıl gelene bak." Apar topar protezi takmakla uğraşırken babamın gülümsediğini fark etmiştim. O ise çoktan yanımıza gelirken diğerleri kendine çeki düzen veriyordu. "Bakıyorum da dinleniyorsunuz? Bari kendinizi yormaktan vazgeçin. Atlas oğlum seninle biraz yalnız konuşabilir miyiz?" Ekip anında kendini ortamdan uzaklaştırırken ayağa kalkmama gerek kalmamasına rağmen tekrar giydim. O sırada babam takım elbisesine rağmen kirli banka oturdu ve bir elini dizine koyup gözümün içine bakmaya başladı. "Ben seni çok seviyorum biliyorsun değil mi? Benim senden başka oğlum olmadı. Rabbim nasip etmedi fakat erkek oğlan yerine küçük prenses Çiğdem'i gönderdi." "Bunları bende biliyorum zaten baba." Elimde…