ANEMON: Kızıl Toprak

7. Bölüm

Yazar:

ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı
ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı

“İnsan bazen en güvende hissettiği yerde yaralanır; çünkü en derin yarayı, nereden vuracağını bilen açar.” 🩵🩵🩵 Begüm ablanın mutfağından yükselen tereyağı ve sıcak ekmek kokusu, evin her köşesine sinmişti. Masanın ortasında dumanı hâlâ tüten büyük bir güveç tenceresi, etrafında ise Çukurca’nın ayazını unutturacak çeşit çeşit mezeler, tabaklar vardı. Sanki kadın hamile olduğunu öğrendiğinden beri içinde yıllardır uyuyan bütün annelik içgüdülerini önce karnındaki bebeğe, sonra da Gökbörü Timi’nin aç kurtlarına yemek yaparak göstermeye karar vermişti. Ömer abi, masanın başındaki yerinde oturmuş, önündeki tabağı kıtlıktan çıkmış gibi iştahla dolduran çocukları hafifçe çatılmış kaşlarla izliyordu. Onun bu korumacı ama bir o kadar da bezmiş hâli evdeki samimiyeti ikiye katlıyordu. “Ulan yavaş yiyin,” dedi Ömer abi, elindeki ekmeği masaya bırakırken. “Hanım sabahtan beri mutfakta ayaklarının üzerinde duruyor. Bir lokmanın tadına varın, boğazınıza dizilecek şimdi.” Çınar, ağzına attığı koca lokmayı çiğnemeye çalışırken gözlerini Ömer abiye çevirdi. Yanakları iki yana şişmiş, adeta bir sincap gibi görünüyordu. Konuşmaya kalkınca ağzından sadece anlaşılmaz birkaç boğuk ses çıktı. Eren, Çınar’ın sırtına iki kez sertçe vurup önündeki su bardağını ona uzattı. Yüzündeki o kıdemli ciddiyeti hiç bozulmamıştı. “Önce hayatta kal Barut,” dedi Eren, tek kaşını kaldırarak. “Yoksa Begüm yengenin sarmasına şehit düşeceksin.” Çınar suyu tek nefeste içip derin bir nefes aldı, göğsünü kabarttı. “Ne yapayım abi? Bir haftadır dağda taşta doğru düzgün sıcak ev yemeği görmedik. İnsan özlüyor.” “Doğru düzgün ev yemeği görmedikmiş,” diye söylendi Begüm abla, mutfaktan elinde büyük bir salata kasesiyle çıkarken. Yanakları ocağın sıcağından hafifçe pembeleşmişti. “Daha geçen hafta iki tepsi mantıyı kim yedi? Cinler mi geldi eve?” Göktürk, önündeki pilavı büyük bir iştahla kaşıklarken masum bir ifadeyle başını kaldırdı. Gözlerini kırpıştırarak, “Yenge, mantı yemek sayılmaz ki,” dedi. “Mantı bir yaşam biçimi, bir kültür.” Oğuzhan hemen başını sallayarak ekmeğinden bir parça kopardı ve ona destek verdi. “Pusat doğru söylüyor yenge. Hele yanında sarımsaklı yoğurt varsa o yemek olmaktan çıkar, insanın manevi ihtiyacına girer.” Yiğit, masanın diğer ucunda sessizce ve disiplinle yemeğini yerken gözlerini yavaşça ikisine doğru kaldırdı. Bakışlarındaki o net, duru sertlik ikisini de anında susturmaya yetti. “İkiniz de susun da kadın rahat otursun,” dedi Yiğit, her zamanki kısa, köşeli ve net tavrıyla. “Hamile kadını sabahtan beri mutfaktan çıkarmadınız.” Begüm abla, Yiğit’in bu sözleri karşısında yüzünde memnuniyet dolu bir gülümsemeyle elindeki kâseyi masaya bıraktı ve Ömer abinin yanındaki boş sandalyeye yerleşti. “Bakın, bir tek Yiğit oğlum hâlimden anlıyor. Diğerleri gözü dönmüş gibi sadece tabağa bakıyor.” Ömer abi kaşlarını kaldırarak karısına döndü, sesini hafifçe sitemkâr bir tona ayarladı. “Ben sabahtan beri sana otur demiyor muyum hanım?” “Sen diyorsun da” dedi Begüm abla gözlerini devirerek, “sonra mutfağa gelip ‘Begüm, çocuklar bunu sever; Begüm, şundan da yapsan’ diye kulağımın dibinde dolanıp duruyorsun.” Masanın etrafında yükselen neşeli kahkahalar arasında Ömer abi suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi anında önüne döndü. Kulaklarının hafifçe kızardığını fark ettiğimde içimdeki o ağır havaya rağmen gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Karşımda oturan Kutay’ın da aynı şeyi fark ettiğini, dudaklarının kenarında beliren o belli belirsiz, çok nadir görülen tebessümden anladım. Bakışlarımız masanın üzerinden bir anlığına birbirini buldu. O an, daha yarım saat önce hastanenin karlı yolunda yaptığımız o kısa, hafif çekişmeli konuşma zihnime sızdı. Ne zaman ona kızsam “komutan” diyormuşum. Bunu fark ettiğinden beri ve bunu yüzüme vurduğundan beri, dudaklarımdan dökülen kelimelere daha çok dikkat eder olmuştum. Fakat bunun yani sıra zihnimi asıl meşgul eden, içimi kemiren başka bir şey vardı. Dağ evindeki o kanlı dudaklar, o hırıltılı nefes gözümün önü…

Bölümün tamamını WritePad'de oku