ANEMON: Kızıl Toprak

6. Bölüm

Yazar:

ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı
ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı

“Bazı isimler toprağa gömülmezdi; bir gün, hiç beklenmedik bir yerde yeniden filizlenmek için yalnızca susardı.” 🫶🏻🫶🏻🫶🏻 Kollarımdaki o mucizevi sıcaklığı, henüz dünyaya gözlerini yeni açmış o minik bedeni yavaşça annesinin güvenli kucağına bırakırken göğsümün tam ortasında tarif edilemez bir dalgalanma oldu. Sesimdeki o yoğun duygusallığı gizlemeye çalışarak, “Nur topu gibi bir oğlun oldu Gamze,” dedim. Gamze, çektiği tüm o sancıları, acıları bir salisede unutmuş gibi, dolu gözleriyle oğlunun o cennet kokusunu derin derin içine çekti. Dudakları titrerken, gözlerindeki o sonsuz minnet duygusuyla bana baktı. “Allah ne muradın varsa versin doktor... Allah da senin her tuttuğunu altın etsin, seni iki cihanda da aziz eylesin inşallah,” dedi. Yüzümde yorgun ama sıcacık bir tebessüm belirdi. Bu dondurucu Hakkâri köylerinde, imkansızlıkların tam ortasında edilen bu dualar, beni her geçen gün mesleğime daha sıkı, daha kopmaz bağlarla bağlıyordu. Mesleğimin en sevdiğim, her zorluğa göğüs germemi sağlayan yönü tam olarak buydu; bir hayata dokunmak, bir annenin gözündeki o korkuyu mucizeye çevirmek... Gamze, gözünden süzülen bir damla yaşı silip burnunu çekti ve heyecanla yüzüme baktı. “Adını sen koy doktor,” dedi. Duyduğum şeyle birlikte şaşkın bakışlarla ona baktım, beklemediğim bu teklif karşısında afallamıştım. “Olmaz Gamze... Uygun olmaz, siz babasıyla karar vermişsinizdir hem,” dediğimde, Gamze kucağındaki bebeği daha sıkı sarıp başını iki yana salladı. “Ona bu hayatı sen verdin doktor. Sen yetişmesen ikimiz de gitmiştik. Lütfen... Ben çok istiyorum, içimden geldi,” dediğinde içim buruk bir şekilde kavruldu. Gözlerim o minik, buruşuk yüzlü bebeğe kaydı. Kalbimin en derininden kopup gelen o tek isim dudaklarımdan döküldü: “Yavuz…” dedim, sesim gururla titrerken. “Adı gibi yaşasın. Güçlü olsun, haksızlığa hiç boyun eğmesin. Adı gibi Yavuz olsun... Ailesini, ülkesini, vatanını korusun. Ve... ona bu topraklarda nefes alabilmesi için canını verenlerin, dağları canı pahasına tutanların hakkını versin.” Gamze, dudaklarımdan dökülen her kelimeyi kutsal bir yemin gibi dinledi, dolu dolu gözlerle oğlunun yüzünü okşadı. “Âmin doktor hanım... Adı gibi Yavuz olsun inşallah,” dediğinde, ben de gözlerimi silip gülümseyerek, “Âmin,” dedim. Üzerimdeki steril eldivenleri çıkarıp Gamze’nin üzerini temiz bir örtüyle örttüm. “Gamze, ben şimdi dışarı çıkıyorum. Ambulans ekipleri gelmek üzeredir, onları buraya yönlendireceğim. Karşılamam lazım. Sen sakın kımıldama, bebeği de sıcak tut tamam mı?” Gamze halsizce başını sallayıp bana gülümsediğinde, çantamı omzuma takıp toprak evden dışarıya, Çukurca’nın o temiz ve keskin havasına çıktım. Bugün hastane ekibiyle çevre köylere sağlık taramasına gelmiştik. Evleri teker teker gezip çocukları kontrol ederken, Gamze’nin evinden yükselen o çaresiz çığlığı duyup buraya koşmuştum. İçeri girdiğimde doğum çoktan başlamıştı. Hemen Arda’yı telefonla arayıp durumun aciliyetini bildirmiş ve acil ambulans istemiştim. Ama dondurucu kış şartlarında ambulansın o sarp yollardan gelmesini bekleyecek bir saniyemiz bile kalmadığı için, ceketimi fırlatıp Gamze’yi tek başıma doğurtmuştum. Şimdi ise evin önündeki taş basamakta oturmuş, soğuk havayı ciğerlerime çekerek ambulansı bekliyordum. Tam o sırada cebimdeki telefon titredi. Arayan Arda’ydı. Hemen telefonu açıp kulağıma götürdüm. “Sarışın, gelmek üzereyiz, köyün girişindeki sapağa geldik!” diye bağırdı Arda, arkadan gelen ambulans sireninin gürültüsü eşliğinde. “Sol taraftaki patika yola dönmeyin, orası kapalı!” dedim sesimi yükselterek. “Sağdan gelin, düz devam edin. Sağdaki ikinci ev, ben kapının önündeyim.” Arda’nın rahatlamış sesi duyuldu kulaklığımda. “Tamamdır, gördüm seni, geliyoruz,” diyip telefonu kapattı. Uzaktan, karlı yolları yara yara gelen ambulansın ışıkları göründüğünde, derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Bu topraklarda ölüm ne kadar soğuk ve yakınsa, yaşam da bir o kadar inatçı ve sıcaktı. Yavuz bebek, bunun en güzel kanıtıydı. Birkaç dakika sonra, karla…

Bölümün tamamını WritePad'de oku