ANEMON: Kızıl Toprak

5. Bölüm

Yazar:

ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı
ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı

“Bazen eve dönüş, bir kapının eşiğinde değil; insanın kendini ait hissettiği kalplerin arasında başlar.” 🫶🏻🫶🏻🫶🏻 Hakkari’nin sarp, jilet gibi keskin kayalıklarına çöken o puslu Çukurca ayazı, sivil hayattaki tüm o sıcaklığı bir bıçak gibi kesip alırdı insanın teninden. Ama Gökbörü Timi’nin teni bu ayaza çoktan şerbetliydi. Sırtımızdaki otuz kiloluk mühimmat yüküyle, intikal hattının son düzlüğünde, sarp kayalıkların arasına pusuya yatmıştık. Gözüm termal kameralı dürbünde, parmağım HK416’nın emniyetindeydi. Bir haftadır bu dağlardaydık. Hastane koridorunda Ömer’in o eli ayağı dolanmış halini gördüğümüz günün hemen ertesi gecesi gelen ani bir istihbaratla telsizleri kapatıp dağa çıkmıştık. Hafif bir çıtırtıyla telsiz mandalına basıldı. Kulaklığıma en yüksek tepede, kartal gibi konuşlanmış olan Pusat’ın, yani Göktürk’ün o sakin ama muzip sesi düştü: “Alfa, ben Pusat. Karşı patikadaki gözetleme noktasında hareketlilik sıfır. Sıçanlar deliğe çekilmiş ama benim dürbünden bakınca lojmandaki mantı tepsisi görünüyor valla, buralar hep sis.” Dürbünden gözümü ayırmadan hafifçe gülümsedim. Göktürk saatlerce bir çalının arkasında kımıldamadan bekleyecek sabra sahipti ama çenesi durmazdı. “Gevşemek yok Pusat,” dedim sesimi fısıltı tonuna ayarlayarak. “Gözünü kırpmayacaksın.” “Emredersiniz komutanım,” dedi Göktürk. Hemen yandaki kayalığın arkasından sızma hattını tutan Yiğit, o her zamanki ketum ve net tavrıyla telsizden tek cümleyle girdi araya: “Pusat, boş yapma. Önüne bak.” O sırada sol kanatta Eren’le yan yana yatan Oğuzhan, telsizin mandalına basıp muzip sesiyle araya girdi: “Yav Gölge komutanım, adam haklı. Bir haftadır dağdayız, donduk valla. Şöyle lojmana insek de Ömer abimin baba olma şerefine Begüm yengemin mantılarını gömsek kötü mü olur? Hem belki hastaneye de uğrarız, sarışın doktor hanımla karşılaşırız, nöbetle ilgili konuşuruz belki yine şans eseri, fena mı?” Eren telsizden hemen kıkırdadı. “Valla Sülün, sen doktor hanımı görürsen çapkınlık yapmaya kalkarsın ama arkasındaki Arda borazanını öttürür, benden söylemesi.” Tim telsizinden peş peşe hafif mandallama sesleri geldi. Bizimkiler gülmemek için kendilerini sıkıyordu. Kulaklığıma gelen bu muhabbet, Çukurca’nın dondurucu ayazını bir anlığına kırıp attı. Eren benim Açelyayla olan konuşmalarımı duymuş tüm time anlatmıştı. Tabii ki bizim timin de dili durmadığı için bu lafa girmek için fırsat kolluyorlardı. Boğazımı temizleyip “Sülün. Sen gözlerini ayırma aslanım.” Dediğimde telsizdeki kısa süren sessizlik sonrası Oğuzhan “emredersiniz komutanım” dedi. Telsizde diğerlerinin kahkahalarını duyduğumda susmaları için tekrardan öksürdüm. Bu kez sesleri kesilmişti. Ömer’in telsiz mandalına basma sesi duyuldu sonra. Timin en tecrübeli astsubayı, Yankı… O her zamanki ağır, babacan ama bu sefer içi içine sığmayan sesiyle konuştu: “Lan Lokman, lan Sülün... Çenenize mermi dikerim sizin aslanım. İşinize bakın. Telsiz disiplini sıfır, komutanın yanında ayıp ulan.” “Yalan mı Ömer abi?” diye atıldı timin en küçüğü, afacanımız Çınar. Sesi heyecanlı ve tez canlıydı. “Hastane gününün gecesi yenge bombayı patlatmış, ertesi gün dağa çıktık. Bir haftadır içindeki sevinçten mayınları eliyle sökesin var, hissediyorum. Dağ bitti dağ, lojmana dönelim de artık şu yeğenimizin kutlamasını yapalım. Amca oluyorum boru mu!” Dudaklarımın kenarı iyice kıvrıldı. Ömer, o gece Begüm yengenin yaptığı o hamilelik sürprizinden sonra dağa bir baş çocuk gibi, ama aynı zamanda on kaplan gücünde çıkmıştı. Koskoca astsubay başçavuşun gözlerinin içi gülüyordu bir haftadır. Hastane koridorunda Doktor Hanım’ın şifreli konuşmasının ardından Ömer’i apar topar eve göndermiştim. Akşamına Begüm yenge sürpriz patlatmıştı zaten Ömer abiye. Doktor hanımın saklama çabası aklıma gelince gülümsedim. O gün koridorda yakalandığındaki o telaşlı, dik başlı hâli, yanaklarının hafifçe kızarması... Deli yürekti valla. Korkusuzdu ama bir o kadar da ince düşünceliydi. Ömer’in o en mutlu gününü bozmamak için uydurduğu o otuz altı saat yal…

Bölümün tamamını WritePad'de oku