ANEMON: Kızıl Toprak

2. Bölüm

Yazar:

ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı
ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı

“Hayır anne, gerçekten hiçbir sorun yok. Zaten saldırı neredeyse iki ay önce oldu.” O büyük saldırının, o can pazarının üzerinden tam iki ay geçmişti. Ancak annemin zihninde zaman o gecede asılı kalmış gibiydi; hâlâ her fırsatta beni arıyor, sesimdeki en ufak bir yorgunluk tınısından felaket senaryoları üretiyor ve beni Ankara’ya dönmeye ikna etmek için dil döküyordu. “Güzel kızım, orası neredeyse savaşın ortası. Niye beni hiç dinlemiyorsun?” Annemin sesinden süzülen o amansız endişeyi ve çaresizliği çok net duyabiliyordum. Onu anlıyordum, hem de çok iyi anlıyordum. Ama bu çetin coğrafyaya gelmeyi ben seçmiştim. Buranın sert ayazını da, bıçak sırtı sessizliğini de, insanının o minnet dolu bakışlarını da sevmiştim. En önemlisi de mesleğimi, babamın uğruna canını feda ettiği topraklarda yapıyordum. Yirmi yıl önce babamın kanıyla sulanan bu topraklara, şimdi ellerimle hayat veriyordum. Benim için bundan daha büyük bir huzur, daha anlamlı bir borç ödeme şekli olamazdı. “Beni dinliyor musun sen, Açelya?” Annemin telefondan yükselen sitemkâr sesiyle daldığım düşüncelerden sıyrılıp yerimde sıçradım. Dinlediğimi belli eden, onaylayıcı bir mırıltı çıkardım. “Sana ne diyorum ben? Bak kızım, ben her gece yüreğim ağzımda uyuyorum buralarda. Bana da yazık değil mi annem?” Yattığım koltuktan doğrulup bacaklarımı aşağıya sarkıttım. Şakaklarımı ovuştururken yorgun ve bir o kadar da şefkatli bir sesle, “Anne,” dedim. “Sen böyle yaptıkça ben burada daha çok üzülüyorum, kendimi suçlu hissediyorum. Yapma lütfen. Ben burada kendime yeni bir hayat kuruyorum. Buraya gelmeyi ben istedim. Bana inan, bana birazcık izin ver lütfen.” Karşı taraftan derin, çaresiz bir iç çekiş yükseldiğinde, aramızdaki bu gergin havayı dağıtmak için hemen konuyu değiştirmeye yeltendim. “Hüma ne yapıyor? Evde mi o?” Daha annem cevap veremeden, arkadan gelen o son derece neşeli ve tanıdık ses kulaklarıma ulaştı: “Konuyu değiştirmek için beni paravan olarak kullanman hiç hoşuma gitmedi abla!” Hüma’nın sesini duymak, anında yüzümde kocaman bir tebessümün açılmasına yetmişti. Aramızda sadece üç yaş vardı ama o her zaman evin fırlama, neşeli ve lafını esirgemeyen çocuğu olmuştu. Kendisi sınıf öğretmeniydi. Ankara’nın kolejlerinde konforlu bir hayat sürmek yerine, küçük çocukların hayatına dokunmayı, onları daha en başından bilinçlendirmeyi kendine misyon edinmişti. Bu yönüyle bana ne kadar çok benzediğini bazen ikimiz de fark etmiyorduk. Annem telefonda derin bir nefes alıp kendi kendine söylenir gibi konuştu: “Ne yapacağımı bilmiyorum ki sizinle! Biri Hakkari’nin ucuna kaçar, diğeri de kaç gündür tutturmuş 'Ablamın yanına gideceğim' diye!” Duyduklarımla istemsizce gülümsedim. İçimde tatlı bir heyecan dalgalandı. “Ne var anne, gelsin işte! Hem ben varım burada, yalnız değil ki. Ona buraları gezdiririm.” Annem bu iyimserliğime dayanamayarak, ahizeye doğru hafifçe çıkıştı: “Sanki Maldivler’de çalışıyor da kurduğu cümleye bak! Kızım, Hakkari diyorum, Çukurca diyorum! Nereyi gezdireceksin çocuğa?” “Maldivler değil tabii ki sultanım ama buraların da kendine has bir güzelliği var,” dedim kıkırdayarak. “Hem dağ havası ciğerlerine iyi gelir süslü kardeşimin.” “Abla, bana süslü deme! Ben artık bir eğitimciyim, çocuklara örnek oluyorum,” diye araya girdi Hüma. “Ve anne ben artık çocuk değilim!” Arkadan gelen seslerden telefona iyice yaklaştığını, hatta muhtemelen annemin elinden cihazı kapmaya çalıştığını anlayabiliyordum. “Ayrıca anneme bakma sen, ben gerçekten geliyorum. Evraklarımı hazırladım, sömestir tatilini de fırsat bilip yanına kaçacağım. Hem buralarda havalar iyice sıkıcılaştı.” Annemin arkadan, “Hüma, telefonu ver bakayım bana! Kızım, sen de aklını mı kaçırdın, ne sömestiri? Ben izin veriyor muyum?” diye homurdandığını duydum. Telefonun diğer ucunda küçük bir hışırtı oldu; anlaşılan Hüma telefonu kapmayı başarmıştı. Sesi şimdi çok daha net ve yakından geliyordu. “Abla, annemi ikna etmek deveye hendek atlatmaktan zor. Ama merak etme, ben o hendekleri birer birer atlıyorum. Ora…

Bölümün tamamını WritePad'de oku