14. Bölüm
Yazar: 3anemon

Hastanenin duvar saatinin ağırlaşan akrebi, geceyi vicdanları daha da derinden sarsan o karanlık saatlerine taşımıştı. Yoğun bakım katına çöken o koyu sükût, gündüz yaşanan o büyük, nefes nefese koşturmacanın ardından adeta üzerine mühürlenmiş gibi daha da ağırlaşmıştı. Koridorun tavandaki loş, sarımsı ışıkları; steril beyaz fayansların üzerinde yorgun gölgeler bırakıyor; yalnızca odaların içinden monoton bir ritimle tıkırdayan medikal cihazların sesleri, gecenin bu ıssız akışına eşlik ediyordu. Neredeyse bir saattir aşağı kattaki loş kantinde Gökbörü Timi, Ömer ve Begüm ölüm sessizliğine gömülmüş bir halde bekliyordu. Önlerindeki karton bardaklarda soğuyan çaylara kimsenin eli gitmiyor, kimse birbirinin gözünün içine bakmaya cesaret edemiyordu. Arada bir Begüm’ün göğsünden kopan, zapt edilmeye çalışılan ince ve kesik bir hıçkırık o sessizliği deliyor, hemen ardından üzerine yeniden o çetin sükût çöküyordu. Ama Kutay… Kutay o masada daha fazla kalamamıştı. İçindeki o huzursuz kıvılcım zihnini kemirirken, ağır ve gergin adımlarla merdivenleri tırmanmaya başladı. Bunu neden yaptığını, neden tekrar yukarı çıktığını kendi mantığına bile açıklayamıyordu. “Belki durumunda ani bir değişiklik olmuştur.” “Belki Arda’nın yardımımıza, bir şeye ihtiyacı vardır.” “Belki doktorlar yeni bir şey söylemiştir…” Zihni, kendine sunduğu bahanelerle dolup taşıyordu. Oysa kalbinin onu neden yeniden bu buzlu koridora çektiğini, o acının merkezine sürüklediğini kendisi de tahmin ediyordu; sadece itiraf etmek istemiyordu. Yoğun bakımın bulunduğu o son koridora ulaştığında, cam kapının önünde tek başına duran Arda’yı gördü. Arda, yorgunluktan kırılan parmaklarıyla beyaz önlüğünün düğmelerini tek tek iliklerken elindeki hasta dosyasına son bir kez göz gezdiriyor, birazdan içeri girmek için hazırlanıyordu. Başını kaldırıp Kutay’ın karaltısını görünce kaşları istemsizce çatıldı. “Aşağıda bekleyeceğini sanıyordum.” Diye seslendiğinde Kutay durdu. Geniş omuzlarını hafifçe yukarı kaldırıp indirdi, sesindeki o sertliği törpüleyerek mırıldandı: “Yukarı çıkma gereği duydum. Merak ettik.” Arda’nın yorgun bakımları birkaç saniye boyunca Kutay’ın o huzursuz yüzünde asılı kaldı. Ettik… Aşağıda kimse ona yukarı çıkmasını söylememişti. Timden hiç kimse “Komutanım, gidip bir bakın” dememişti. Kendi iradesiyle, adımlarını tutamayarak gelmişti. Ama bunu dile dökmedi. Yalnızca derin, tükenmiş bir nefes bırakarak dosyayı kolunun altına sıkıştırdı. “Durumu şimdilik aynı.” Kutay’ın gözleri bir an bile beklemeden, inatçı bir çekimle yoğun bakım odasının o kalın camına kaydı. Sessizce “Değerleri nasıl?” Diye mırıldandığında Arda “Stabil. Düşüşte ya da ani bir yükselişte değiliz.” Dedi. “Kritik süreç?” “Devam ediyor, Kutay.” Arda yutkundu, sesindeki mesleki yorgunluk katlanarak artıyordu. “Beyin ödemi riski hâlâ tavan yapmış durumda; yakın takipte tutuyoruz. Kırık kaburgalar solunumunu fazlasıyla zorlaştırıyor, zaten trakea çevresindeki ödem de beklediğimiz gibi süreci yavaşlatıyor.” Kutay tek bir kelime etmeden, başını hafifçe sallayarak dinledi her bir kelimeyi. Zihnine kazıdı Sonra, sanki ruhunun derinliklerinden süzülen o yasak düşünce engellenemez bir şekilde dudaklarından dökülüverdi. Hiçbir askere, hiçbir komutana yakışmayacak o saf, insani soru: “…Acı çekiyor mu?” Arda başını aniden kaldırıp Kutay’a baktı. Bu soruyu kesinlikle beklemiyordu. Bir komutan, savaş meydanında veya hastane koridorunda yaralısı için önce envanter sorardı: “Kanaması durdu mu?”, “Hayati riski ne kadar?”, “Ne zaman gözlerini açar ne zaman sahaya döner?” Diye sorardı. Ama Kutay… Kutay bunların hiçbirini sormamıştı. İlk merak ettiği şey, o kızın canının yanıp yanmadığıydı. Arda kısa, ağır bir an duraksadı. Gözlerindeki o sert doktor maskesi bir saniyeliğine çatladı. “Ağrı kesiciler ve sedasyon altında… Acı kontrolü elimizde.” Kutay yavaşça başını salladı. Göğsünü kavrayan o görünmez mengene biraz olsun gevşer gibi oldu, içinden derinden bir nefes salıverdi. Arda ellerini hastane kartına götürüp kap…