ANEMON: Kızıl Toprak

12. Bölüm

Yazar:

ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı
ANEMON: Kızıl Toprak – 3anemon kitap kapağı

… Ambulansın tepe lambalarından saçılan o hırçın kırmızı ve mavi ışıklar, göz gözü görmeyen tipinin içinde ilk kez seçildiği anda içime çöken o kapkaranlık sıkıntının boşuna olmadığını anladım. Elimle önümdeki kapıya vurup “Dur!” Dedim. Kirpi daha tam durup motorunu kapatmadan kapıyı hışımla açıp kendimi dondurucu karın içine attım. Ayaklarım dizime kadar kara gömüldü; umursamadım bile. Ambulansa doğru ilerlerken time seslendim. “Yiğit Oğuzhanla çevre emniyetini al! Göktürk, Çınar! Ambulansın etrafını sar! Eren, benimlesin!” Emirler peş peşe, hiç takılmadan ağzımdan dökülürken timdeki herkes aynı anda, kusursuz bir disiplinle hareket etti. Tipi yüzüme sert sert vuruyor, görüşümü her saniye biraz daha kapatarak gözlerimi yakıyordu. Ambulansa ilk ulaştığımda arka kapısının savrularak sonuna kadar açık kaldığını gördüm. İçeriye hızlı, keskin bir bakış attım. Şoför… Yerde kanlar içinde yatıyordu. Sağlık personeli de öyle, bilinci kapalıydı. Sedyenin yanında ise Mehmet Bey dedikleri hasta hareketsizce duruyordu. Gözlerim refleksle, tehlikeli bir panikle içeriği ikinci kez taradı. Doktor… yoktu. O an kalbim göğüs kafesime öyle sert, öyle amansız bir darbe vurdu ki bir anlığına dışarıdaki uğuldayan fırtına da dâhil bütün sesler bıçak gibi kesildi. Açelya yoktu… “…Açelya?” Dedim.Sesim düşündüğümden kısık çıkıp rüzgârın ve tipinin acımasız uğultusunda eriyip kayboldu. Cevap gelmedi. “Komutanım!” diye bağırdı Çınar içeriden. “İçeride değil!” “Biliyorum!” Sert çıktım. Belki de kontrolümü kaybetmeye başladığımı saklamak istercesine, gereğinden fazla sert bağırdım. “Dağılın! Ambulansın çevresini dip köşe tarayın! Çabuk!” Hiç kimse ikinci bir emir beklemedi. Herkes farklı bir yöne, karları yara yara dağıldı. Ben de gözlerimi karartıp tipinin içine, karanlığa doğru ilerledim. “Açelya!” Bu kez sesimi bütün vadiyi inletecek kadar güçlü çıkardım. Yine en ufak bir yanıt, bir fısıltı yoktu. Bir adım… Bir adım daha… Tam arkamı dönüp diğer tarafa bakacağım sırada Eren’in sesi tipinin içinden yırtılır gibi yükseldi: “Komutanım! Burada!” Başımı hızla o tarafa çevirdim. Eren birkaç metre ötede, karların üzerine dizlerinin üzerine çökmüştü. Beyazlığın ortasında sığınacak yer arar gibi yatan küçük bir bedenin başucundaydı. Koşmaya başladım. Ayağım birkaç kez derin kara saplandı, dengemi kaybettim. Düştüm. Ama hiç durmadan, avuçlarımı karın içine basıp yeniden kalktım. Yanlarına ulaştığımda zaman tamamen durmuş gibiydi. Açelya… Bir anlığına onu tanıyamadım. Saçlarının arasındaki o kumral tutamı görünce kalbim yeniden sıkıştı. Buz gibi karların üzerinde, savunmasızca ve tamamen hareketsiz yatıyordu. Saçlarının arasına karışan sıcak kan, bembeyaz karın üzerinde ince kırmızı çizgiler bırakarak süzülmüştü. Parkasının sol omzu parçalanmıştı. Kolunun açısı… Hiç normal görünmüyordu. Sesim boğazımda düğümlenirken “Eren…” dedim. Bir cevap bekliyordum. Yaşayıp yaşamadığını duymak istiyordum. Eren elini Açelya’nın bileğine bastırdıktan sonra “Nabzı var komutanım.” Dediğinde içimde ne zamandır tuttuğumu bile fark etmediğim o dondurucu nefes, istemsizce ciğerlerime doldu. Eren dikkatlice yanına eğildi, eldivenini söküp boynunu kontrol etti. Sonra omzundaki o parçalanmış yere bakmak için elini yavaşça uzattı. Parmakları daha kumaşa dokunur dokunmaz Açelya’nın kaşları derin bir acıyla çatıldı. Dudaklarının arasından güçsüz, cılız ve boğuk bir inilti döküldü. Ama gözlerini açamadı; bilinci hâlâ derin bir karanlığın koynundaydı. İstemsizce ona doğru bir adım attım. “Yavaş…” Sesim… Birkaç dakika önce timime gürleyen o komutanın sesi değildi. Çaresiz, kırılgan bir tını kaçmıştı araya. Eren başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Sanki bana hatırlatmaya çalışıyor gibi “Yaşıyor komutanım.” Dedi. O sırada cebimde durmaksızın titreşen telefonu söküp çıkardım. Ekranda aynı isim defalarca, hırsla yanıp sönüyordu: Arda. Aramayı yanıtladım. Telefon daha ilk çalışta açıldı. “Kutay!” Sesi endişe doluydu. “Bulduk,” dedim sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. Karşı taraftan der…

Bölümün tamamını WritePad'de oku